G ü r c a n   B a n g e r

Sokrates ölüme mahkum edildiğinde eşi, "Haksız yere öldürülüyorsun"
diye ağlamaya başlayınca Sokrates,
"Ne yani, bir de haklı yere mi öldürülecektim !" demiş.

Sokrates (M.Ö. 470 - 399) : Eski Yunan filozofu

 Merhaba

Mayıs 2009 başında yapılan ve kısaca OÇG (Ortak Çalışma Grubu) olarak isimlendirdiğimiz sivil toplum kuruluşları ile milletvekillerinin buluşması toplantısının konusu Toplumsal Uzlaşma idi. OÇG toplantıları giderek belli bir eksene oturmaya başladı. Siyasetin ve sivil toplumun farklı kesimleri bir araya gelerek görüşlerini paylaşmayı deniyorlar. Sürecin daha sağlıklı sonuçlara doğru ilerlemesini umut ediyorum.

Toplumsal uzlaşma, hiç kuşkusuz pek çok boyutu olan bir konu. Ama öncelikle malzemesinin insan olduğunu iyi bilmek gerekli. İnsanın bireysel ve içinde bulunduğu topluluğun sosyal kültürü, toplumsal uzlaşma düzeyini önemli ölçüde etkiliyor. Ama önce insan… Onun iyi niyet, hoşgörü, saygı ve empati yaklaşımı toplumsal uzlaşmanın önünü açabiliyor ya da oluşmasına engeller koyabiliyor; çünkü toplumsal uzlaşmanın ilk adımı, insanın insanla ilişkisiyle başlıyor.

Hepimizin geçmişte veya bugün taşıdığı statüler ve etiketler var. Bunların bazılarını ise geçmişte taşımışız ama bugün farklı bir algı modeline sahibiz. Yaşam hepimizi az ya da çok değiştiriyor. Ama ısrarla geçmişe sıkı sıkıya bağlı kalmaya çalışanlar da var.

Geçmişte farklı görüşlerde olduğumuz ama bugün yakın mekânlarda yaşadığımız insanlar var. Sokakta karşılaştığımızda birbirimize selam vermekte çekinceli davranıyoruz. En azından yolda yürürken karşılaştığımızda gülümseme “Merhaba” demek isterim. Belki bana yönelik olarak böyle düşünen başkaları da vardır. Ama geçmişteki örneğin siyasal algımız hala birbirimizi ‘rakip’ olarak görmemize neden oluyor.

Geçmişte yakın tanış – arkadaş olduğumuz insanlar var. Bugün farklı konumlardayız ya da görüşlerimiz farklılaşmış. Bunu insanca bir selam vermenin önünde engel kabul ediyoruz. “Merhaba’ demekten, ayaküstü birkaç cümle konuşmaktan kaçınıyoruz.

Toplumsal uzlaşmanın ilk adımı, kişisel iletişimdir. İletişim kurduğumuz için görüşlerimizden ya da yaşam biçimimizden vazgeçmemiz gerekmez. Bu ülke iletişim kurmamanın sonuçlarını çok acı biçimde yaşadı. Özgür yaşamda diyalog kurmakta çekince yaratanlar, baskıcı rejimlerin hapishane koğuşlarında konuşmak durumunda kaldılar. Birbirimize kıyasıya ‘rakip’ hatta ‘düşman’ olmanın zararlarının doğrudan doğruya kendimize olduğunu fark etmenin zamanı gelmedi mi?

İnsanların birbirinden farklı düşünce tarzlarına ve yaşam şekillerine sahip olmaları olağan karşılanması gereken bir durumdur. Herkesin birbirinin kopyası gibi benzer veya özdeş olmasını bekleyemeyiz. Zaten yaşamın güzelliğini yaratanlardan birisi, farklılıkların yarattığı uyum değil midir? Çevremize baktığımızda hiçbir ağacın bir başkasının, hiçbir bulutun bir diğerinin ya da hiçbir akarsuyun bir ötekinin aynısı olmadığını görmüyor muyuz?

Herkes kendi farklılığına sahip çıkabilmeli, koruyabilmeli, geliştirebilmelidir. Buna karşılık farklılıklar arasında da iletişim ve ilişki olmak zorundadır. Bu yapı da iyi niyet, hoşgörü, saygı ve empati temelleri üzerine kurulmak durumundadır.

Eğer bireysel veya sosyal olarak daha iyi şartlarda yaşamak istiyorsak bunun gereklerinden birincisi iletişim kurmaktır. Bunun şekli gülümseyerek selam vermek olsa bile…

Gürcan Banger

 

Ë Ë Ë

 

 

Araf’ın 2 Ekim’i

Her deneyim

            deneyende kalıyor.

Taşınmıyor

yaşananlar o derin suya.

Yaşam ve ölüm nerede, belli değil.

Her yüzde bellek yitirmenin bir hayat gailesi.

Şiddetle muhtemel ki; hiçbiri,

yüzü derin suda yıkamanın hayali değil.

 

                                                   ( şiirin tamamı için... )

 

 

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image