G ü r c a n   B a n g e r

Bir hayali miras bırakacağım.

"Bugüne kadar içimde karşılıksız, sınırsız ve kısıtsız iyiliğin hayali
ve özlemiyle yaşadım. Sanırım; bir hayali miras bırakacağım.
Özel tarihime düştüğüm kayıt budur."

Özgeçmişim

2 Ekim 1955 tarihinde Eskişehir’de doğdum. Doğum yerim, nüfusa (atalarımın memleketi Bilecik olduğundan) Bilecik olarak kaydedilmiş. Annem Nuriye, Kazan Tatarı; babam Ahmet, Bilecik Türkmenidir. Annemi, ben daha küçük bir çocuk iken kaybettim. Bilecik ve Osmaneli arasında geçen çocukluk yıllarımın ilginç anıları, o yörelerdeki “konukluk günleri” olarak hâlâ belleğimdedir.

ÖzeESYO STK Festivalil Ultav İlkokulu’ndan sonraki öğrenimimi, bugün adı Eskişehir Anadolu Lisesi olan Eskişehir Maarif Koleji’nde sürdürdüm. Ardından Ankara’da Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mühendislik Fakültesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nü 1978‘de bitirdim. Aynı bölümde yüksek lisans çalışması yaptım. Okul yaşamım boyunca, daima dersten ve ödev yapmaktan başka uğraşılarım da oldu. Öğrenim hayatımdaki değişik uğraşılar nedeniyle ilgi alanlarım genişledi, yaşam deneyimim zenginleşti ama bazı durumlarda zamanımı ve kaynaklarımı iyi değerlendiremedim. Bir öğretmenim, ben daha küçük bir çocuk iken, “Çocuk olduğuna inanmak mümkün değil”, demişti. O zaman bunun “iyi bir şey” olduğunu sanmıştım: Çocuk kalıbında büyük insan görüntüsü vermek… Sanırım; hatam, bu özelliğimden kaynaklanarak doğru işleri doğru zamanda yapmamak oldu. Doğru işlerin doğru zamanlaması konusunda ailemden ve yakın çevremden yeterli desteği gördüğümü sanmıyorum. Pek çok doğruyu, yaşamın ağır ve karmaşık koşulları içinde kendim bulup çıkarmak zorunda kaldım. Özetle; bazı doğruları bulduğumda ya zaman geçti ya da doğru zaman değildi.

ODTÜ’de okurken Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) Planlama ve Koordinasyon Dairesi’nde çalışmaya başladım. Bu başlangıçtan kısa bir süre önce 1976’da Hatice Seçkin ile evlendim. (İş ve evlilik yaşamıma, bir gömlek ve bir pantolonla başladım; atadan kalma bir toplu iğnem bile yok. Bugün her neye sahipsem, çalışmanın, emeğin ve alınterinin karşılığıdır. Bu durum, yaşamımın övünç noktası olarak bulduğum unsurlarının başında gelir.) 1977 Ekim’inde oğlum Ekim doğdu. Yüksek lisansımı bitirdiğim 1981 yılına kadar sırayla memur, mühendis ve başmühendis olarak TEK’te çalışmaya devam ettim.

Haziran 1981’de başlayıp 1984’e (hatta 1987’ye) kadar süren dönemi, yaşamımın ağır ve zor koşulları açısından Osmanlı’nın Fetret Devri’ne benzetirim. “Toplumun kanalizasyonunda yaşamak” olarak tanımladığım bu yılları, bir gün fırsat olur da anılarımı yazarsam (yazmayı istersem), uzun uzun anlatırım. Yaşamın bizzat kendisinden daha iyi bir öğretmen görmedim, duymadım, bilmedim. Kişinin yaşamında öylesine zorlu zamanlar oluyor ki; insan, yüreğinin kayalara sürtülerek örselendiğini hissediyor. Bu zamanlara özgü, insanlığın sınırlarını gözlemek kadar yıpratıcı (aynı zamanda eğitici) bir başka faaliyet olabileceğini sanmıyorum.

1984 ile 1990 yılları arasında bilgisayar da dahil olmak üzere değişik konularda çalıştım. 1990 yılında eşimle birlikte Optimal Bilgisayar San. Tic. Ltd. Şti'ni (http://www.optimal.com.tr) kurdum. Halen bu şirketin ortağıyım. Ekonomik yarını konusunda hiçbir zaman emin olmadığımız ülkemizde ticaret yapmanın zorluklarını yaşayarak öğrendim ve öğrenmekteyim.

 

1988-2005 yılları arasında Anadolu Üniversitesi ile Osmangazi Üniversitesi ve bunlara bağlı yüksek okullarda kısmi zamanlı öğretim görevlisi olarak bilgisayar donanımı, programlama, elektronik, sistem analizi ve meslekî yabancı dil gibi konularda ders verdim. Bu iş, benimle o kadar çakıştı ki; pek çok insan beni "Hoca" olarak isimlendirir ve çağırır oldu. Tüm “hocalık” yaşamım boyunca öğrencilerimi daima önemli ve değerli buldum. Bunu hissetmelerini sağlamaya çalıştım. Öğrencilerime bunu söylediğimde bana inandıklarını pek sanmıyorum ama ben onlardan, onlara öğrettiğimden fazlasını öğrendim. Bu karşılıklı etkileşime “eğitişim” desek yanlış olmaz.

 

Halen Sarar Şirketler Grubu’nda (http://www.sarar.com) Yönetim Kurulu danışmanı ve Kurumsal Proje Ofisi yöneticisi olarak çalışıyorum. Türkiye’nin önemli markalarından birisi ile sanayinin içinde olmakla farklı bir süreç yaşıyorum. Bu satırları yazdığım sıralarda aklımı kurcalayan konulardan birisi, bir geleneksel aile şirketinin kurumsal işleyişe sahip bir şirkete dönüşmesi. Türkiye’deki firmaların neredeyse tamamına yakınının, aile alt yapılı olduğu düşünüldüğünde, nasıl bir süreç yaşanması gerektiği karşımıza ilginç bir problem olarak çıkıyor.

 

Yaşam rüzgârı, beni “hoca” olmanın yanında danışman olmaya da savurdu. Başta Nev Danışmanlık (http://www.nevdanismanlik.com) olmak üzere değişik ortamlarda kişi ve kuruluşlara yönelik eğitim ve danışmanlık alanlarında katkı yapmaya çalışıyorum.

 

Kendimi bildim bileli yazarım. Ortaokul yıllarında ilk şiir ve yazılarım yayınlanmaya başlamıştı. Şiir ve yazılarımın bir bölümü, Yılmaz Taşçı ve Tolga Levendoğlu isimleriyle (ve hatırlayamadığım başka isimlerle) yayınlandı. 1987’den başlayarak; bilgisayar, elektronik, programlama, siyaset konularında çok sayıda (-ki sayısını gerçekten bilmiyorum) telif çalışmam kitap olarak basıldı; çoğu teknik konularda olmak üzere kitap çevirilerim yayınlandı. Pek çok insanda olduğu gibi, bende de bir roman yazma hayali hâlâ sürüp gidiyor. Umarım; bir gün yazmayı becerebilirim.

 

Basılı çalışmalarım arasında siyasal kalite yönetimi ve bilgi toplumu örgütü kavramlarını tartışan (daha dar kapsamlı basımı 1995’te Ant Yayıncılık ve Matbaacılık tarafından “Siyasetin Mimarisi” olarak gerçekleştirilen) “Siyasal Kalite” (Bilim Teknik Yayınevi, 2000) isimli kitabımın benim açımdan özel bir önemi var. Son olarak; “Eskişehir'in Şifalı Sıcak Su Zenginliği” isimli kitabımın ETO Yayınları arasında iki baskısı yapıldı.

 

Eskişehir kırsalında dolaşmayı seviyorum. Sıklıkla Kütahya ve Afyonkarahisar kırsalını da geziyorum. 2004 yılında Türkmen Dağı eteklerinde dolaşırken bir köylü genç, yanıma yaklaşarak, “Sen, Gürcan Banger değil misin?” diye sordu. Nasıl bildiğini sorduğumda “Ben, senin bir kitabını okumuştum.”, dedi. Sanırım; yazmaya ilgi duyan bir insan için bundan daha iyi bir iltifat olamaz.

 

1993-94'te birkaç arkadaşımla birlikte Alternatif isimli bir aylık dergi çıkardık. Bence bir kent dergisinin önemli örneklerinden birisi olan bu yayın, dördüncü sayısından sonra ekonomik kriz nedeniyle yayını sürdürülemedi. Elinizdeki bu kitapta yer alan konulara olan ilgimin başlamasında Alternatif Aylık Dergi’nin belirleyici bir yeri var. Bu ve sonraki dönemlerde yerel televizyon ve radyolarda “Alternatif, Vizyon, Elektron, Birlikte Düşünelim, Bak Aklıma Ne Geldi” isimli bilimsel ve sosyal içerikli programlar yaptım. 2004 Mayısından bu yana yerel basında düzenli olarak günlük köşe yazıları yazıyorum. Yerel basın dalında 2006 yılı Medyada Toplumsal Etik Ödülü'nü aldım. Ulusal ve yerel ölçekli çok sayıda sürekli yayında çalışmalarım yer aldı.

 

Üniversite yıllarımdan başlayarak, etkin biçimde (değişik yönetim kademelerinde olmak üzere) siyasetle ilgilendim. 90'lı yılların sonlarına doğru güncel siyaset konusundaki bu ilgim kayboldu. Siyaset felsefesi ve toplumbilim  konularına olan ilgim artarak devam etmekle birlikte; halen sivil toplumla ilgili çalışmalar içinde yer almaktan daha fazla tat alıyorum. Bugüne kadar çok sayıda sivil toplum kuruluşunun merkez ve yerel örgütlerinin değişik yönetim kademelerinde görev yaptım. 1999'dan bu yana (bu satırları yazdığımda hâlâ) Eskişehir Ticaret Odası yönetim ve meclis kademelerinde görev yapmaktayım. Bir peygamberin sık tekrar edilen, ünlü bir sözü var: “Bir yanağına tokat yiyince diğerini uzat”, diyor. Siyasetin, meslek odalarının ve sivil toplum örgütlerinin bana verdiği en önemli ders, 15 yaş dolayında bellediğim ama iyi kavrayamadığım bu sözün, ne anlama geldiğini öğrenmek oldu.

 

İyi derecede İngilizce ve orta derecede (hatırlayabildiğim kadar) Almanca biliyorum. Bilgisayarlar konusuna olan ilgim ve bu konudaki bilgi birikimim ile öğretmenliğim nedeniyle pek çok insan “tenimin altında tranzistörler ve kablolar” olduğunu sanmakla birlikte, farklı konularda çalışma yapmaktan özel bir haz alıyorum. Felsefe, sosyal psikoloji, toplumbilim ve siyaset felsefesini ilgi alanlarım arasında sayabilirim. Bilinebilecek her şeyi öğrenmeye asla zamanımın yetmeyeceği üzüntüsü içinde olduğumu itiraf etmeliyim. Kendi sınırlarımı zorlamayı, konu ayırmaksızın okumayı, yazmayı ve düşünmeyi gerçekten seviyorum. Ülke ayırmaksızın halk müziği dinlemekten zevk alıyorum. En büyük zenginliklerimden birisinin kütüphanem olduğunu düşünüyorum. Artık giderek kısıtlı hale gelen zamanımın bir bölümünü, kitaplarımla başbaşa geçirmekten mutlu oluyorum. Şiir okumayı, ara sıra da karalamayı severim. İnsanın kendisini özgür ve sınırsız biçimde geliştirmesini önemli bulurum. Bunu becermeyi deniyorum.

 

Başıma olumsuz ya da olumlu her ne geldiyse, “okumuş bir adam” olmaktan geldi. Daima 200 kelime bilgimi 2000’e ve giderek daha fazlasına çıkarmaya çalıştım. Bilgimi paylaşmayı denedim. Bugüne kadar içimde karşılıksız, sınırsız ve kısıtsız iyiliğin hayali ve özlemiyle yaşadım. Sanırım; bir hayali miras bırakacağım. Özel tarihime düştüğüm kayıt budur.

 

Ë Ë Ë

 

Dikili bir ağacı olmadığı halde başkalarını eleştirmeyi, hatta karalamayı kendi zekâlarının (!) doğrulanması olarak kabul eden (başkalarını kötüleyerek üste çıkmaya çalışan) ruh sağlığı bozuk densizleri bilirsiniz. Bazen içimden bu tür kişilere şöyle seslenmek gelir: "Behey kötü niyetli mahluk!... Bir tanecik olsun dikili ağacını göster de; olmayan meyvalarına bir taş atayım."

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image