G ü r c a n B a n g e r
Bilge, üç bakımdan diğer insanlardan ayrılır: Uzaktan
görüldüğünde Konfiçyüs (M.Ö. 551-479) : Çinli filozof |
|
| Ana Sayfa • Özgeçmiş • Çalışmalar • Haber Var • Günün Konusu • İletişim • Bağlantılar | |
Sen Eskişehir’de Kimsin?Odamın, masamın, kütüphanemin düzeni kendime göredir. Biliyorum ki, sizinki de farklıdır. Yaşadığımız mekânı kendimize benzetmek, kendimizin yapmak isteriz. O mekân, bir kimliktir adeta. Ruhen de olsa benimdir, burası’dır ve başka mekânlardan farklıdır.Yaşamak, bir farklılık yaratma sanatıdır. Ama farklı olabilmek için önce ayağımızı sağlam bir zemine basmamız gerekir; işte o zemin, yaşadığımız mekândır. İşim, evim, mahallem, benim kentim diye anlatmaya başlarız bu mekânı. Büyük kentlerde olduğu gibi ölçek büyüdükçe, kendimizi tanımladığımız mekân küçülür. Bazen o kente ait olmak kimliğini korurken bir mahalleye, bir sokağa ait olma kimliğini öne alırız. O zaman Eskişehir’li olmak kadar Odunpazarı’lı ve Tepebaşı’lı olmak da değer kazanmaya başlar. Önemli olan, beni neyin farklı kıldığı ve kendimi nereye ait hissettiğimdir. Son 50-55 yıldır bu değer yargılarımız değişmeye başladı. Çünkü mekân olarak yer değiştirmeye başladık. Toplum olarak Doğu’dan Batı’ya, köyden kente, karadan denize, az güvenliden çok güvenliye, az gelişmişten çok gelişmişe doğru göç etmeye başladık: İş için, aş için, okul için ve can için. Bizi ait olduğumuz mekân anlamında tanımlayan köklerimiz adeta söküldü. Acıyla sarsıldık. Aidiyet, vefalı bir dost mudur? “Ait olma duygusu” vefalı bir dost gibidir. İnsanı asla terk etmez. Örneğin ata toprağımız Emirdağ ise (veya Sivrihisar, Bilecik ya da Diyarbakır ise) ve Eskişehir’de yaşıyorsak artık, yeni bir soru düşer aklımıza belli belirsiz: Hangisi olmalıyız? Emirdağ’lı, Sivrihisarlı, Bilecik’li veya Diyarbakır’lı mı yoksa Eskişehir’li mi? Bu soruya verdiğimiz cevap önemli. Çünkü bu soruyu cevaplar ve aidiyetimizi ifade ederken, yaşadığımız mekânı da yeniden tanımlıyor ve anlamlandırıyoruz adeta. Nasıl sorusunu duyar gibiyim. Yeni bir mekânda insan, önce kendini güvensiz hisseder. Bu güvensizliğini ve ürkekliğini aşmak için bir destek arar kendine. Hemşehrilik ilişkisi, iyi ve kolay bulunan bir destek örneğidir. Yeni bir kentte yeni bir yaşam kurarken hemşehrilik, can suyu gibidir. Fakat bugünkü yaşamımızı, dün ait olduğumuz mekâna ve zamana göre kurarsak ciddi tehlikeler kapıda demektir. Eski hemşehrilik ilişkilerine dayanan ve kentin bütününden kopuk gecekondu semtleri, kentin tamamına ait kamu kaynaklarını talan etmeyi kollayan gruplaşmalar, kayıtdışı ekonomiden uyuşturucu kullanan sokak çocuklarına kadar daha pek çok tehlike... Çok mu, çoğul mu? Dün yaşadığımız mekânlarda (Sivas’ta, Ağrı’da, Çifteler’de Doğançayır’da ya da Keskin Köyü’nde) incir, üzüm, fasulye, nohut, buğday, şeker veya su idik; bugün Eskişehir’de aşure olmak zorundayız. Eskişehir’de “çok” değil, “çoğul” olmalıyız. Dünden gelen kimliğimiz, her birimizin vazgeçilmez bir parçasıdır. Köklerimizin geldiği yerle, ata toprağımızla onur duyarız. Ama dünkü hemşehri kimliğimiz, bugünü ve yaşadığımız bu kenti ele geçirmek, talan etmek için “çokluk” ruhuna dönüşmemelidir. Eskişehir’de yaşamak, bir kimlikler yarışması değil; bir kimlikler buluşması ve uzlaşması olmalıdır. Uzlaşma ama nasıl? Çoğulculuk, herkesin kendi dünyasını kurup yaşamasını ama bu nedenle diğerlerinden kopmak yerine onlarla iletişim ve sosyal alışveriş içinde olmasını ifade eder. Çarşıda alışveriş yaparken, çocuğun okul / iş problemini çözmeye çalışırken, partide siyasal, dernekte sivil sosyal çalışma yaparken dayanışma için önce aklına eski hemşehrilik / etnik kimliğimiz geliyorsa, bu kentte yaşayanlar olarak ortak bir sorunumuz var demektir. Bu, kent kültürünü henüz yeterince paylaşamadığımız anlamına gelir. Gündelik yaşam içinde sıkışıp kalıyoruz. Muhtemelen bu kentin hiç gitmediğimiz, görmediğimiz pek çok yer ve yöresi var. Bazı mahallelerin, anıtsal yapıların, parkların kentin neresinde bile olduğunu bilmiyoruz. Çoğumuz ev çevremizdeki komşu sokakları bile sayamayız. Halbuki bir kentli olarak sadece kendi oturduğumuz, yaşadığımız çevreyi değil; bu kentin diğer bölgelerini merak etmek, tanımak ve bilmek zorundayız. Böylece hem bir mahallenin ve sokağın insanı olurken diğer yöre ve mekânlar ile tarihi, kültürel, sosyal unsurları bilip tanıyarak kentli yurttaş olma özelliğimizi geliştirebiliriz. Kendi dar etnik, kültürel ve sosyal kalıplarımıza sığınmak yerine farklı kimliklere sahip yurttaşlarla aynı kentte yaşamanın keyfine paydaş olabiliriz. Şimdi kendine sormalısın: Sen kimsin? Düne ait özelliklerini gururla taşıyan bir Eskişehir’li mi, Eskişehir’de yaşayan bir yabancı mı hala? Kimsin sen? |
|
| Gürcan Banger © 2006 |
Ana Sayfa •
Özgeçmiş •
Çalışmalar •
Haber Var •
Günün Konusu •
İletişim •
Bağlantılar
Graphic Design by Round the Bend Wizards |
|
|
|