G ü r c a n   B a n g e r

Düşünmek, hayır demektir.

Emile Chartier (1868-1951) : Fransız yazar

STK’lar, Odalar ve Kent Vizyonu

Bir yazımda kent vizyonunu, özetle bir kentin kendi geleceğine (paylaşılan, ortak) bakışı olarak tanımlamıştım. Yine aynı yazıda bu vizyonun oluşmasında sivil toplum kuruluşlarının (STK) ve yasayla kurulmuş meslek odalarının etkinlik ve görüşlerinin de etkili olduğunu yazmıştım. Bitirirken bu kuruluşların genelde birer statü (kartvizit) makamı olarak görüldüğünü, bazı meslek odalarının ise sadece kar hedefleyen ticarethane mantığı ile yönetildiğini belirtmiştim. Bugün (Eskişehir örneğini aklımda tutarak) bu kuruluşların kentin vizyonuna katkı koyamamalarındaki faktörleri ele alacağım.

STK’lar ve odalar

Sivil toplum kuruluşları (STK) ile odalar arasındaki en önemli fark, STK’ların gönüllü kuruluşlar olması ve üyeliğin bireyin özgür seçimine bağlı olmasıdır. Meslek odalarına ise üye olmak yasa gereğidir ve genelde zorunludur. Mesleğini icra etmek isteyen mühendislerin kendi dallarına uygun bir mühendis odasına veya ticaret yapmak isteyen kişi ve kuruluşların işin niteliğine göre ticaret, esnaf veya sanayi odalarından birisine üye olmaları yasayla zorunlu kılınmıştır.

STK ve oda arasındaki bir diğer farklılık ise genelde STK’ların daha zayıf kaynak ve olanaklara sahip olması, odaların ise zorunlu aidat nedeniyle daha büyük finansal kaynaklara sahip olmasıdır. Ayrıca odalar kamu niteliğinde kuruluşlar olduklarından yasayla zorunlu kılınan fonksiyonları yerine getirmek üzere bazı personeli bünyelerinde bulundururlar. Özetle; gerek finans gerekse personel olarak STK’larda kaynak zafiyeti odalara oranla çok yüksek düzeydedir.

STK’lar belli bir amaca yönelik olarak kurulmuş gönüllü kuruluşlar olduklarından daha homojen (belli konularda belli görüşlere yatkın) bir görünüm sunarlar. Odalar içinde çok geniş bir sosyal ve siyasal düşünce yelpazesine yayılmış üyeler bulunur. Yanlış bir kanı olarak toplumumuzda meslek odaları, sivil toplum kuruluşları olarak kabul edilirler. Ama bir meslek odası ne bir sivil toplum kuruluşudur ne de bir demokratik kitle örgütü.

Yakın bir zamana kadar pek çok toplumsal kesimin kendisini siyasi olarak ifade edememesi nedeniyle gerek STK’lar gerekse odalar ikincil siyasi örgütler (siyasi parti benzeri örgütler) olarak görev yapmışlardır. Bugün özellikle odalar, siyasi iktidarın sivil muhalefet yapılmasını önlemek için kendine istediği kuruluşlar haline dönmüştür.

Yapılanma

Meslek odalarının yönetim ve işleyişine ilişkin kurallar ilgili yasa ve yönetmeliklerle düzenlenmiştir. Buna rağmen özellikle Anadolu’da odaların insan kaynakları ve yönetim anlayışı geleneksel bir modeli işaret eder. Ticaret ve sanayi hacmi ile iller sıralamasında üst sıralarda bulunan pek çok ilin meslek odaları, yönetim zihniyeti olarak çok daha alt sıralardadır. (Bu bağlamda Eskişehir’de de hâlâ dedelerimizin ticaret yapma ve yönetme zihniyeti ile idare ediyoruz.)

Örnekler verelim. Pek çok odada bilişim ve iletişim araçları çok sınırlı olarak kullanılmaktadır; bilişim ve iletişim alt yapısı yeterli değildir. Çoğu zaman bilgisayar kullanımı mekanik daktilo seviyesini geçememektedir. Bizzat yöneticilerin kendileri bilgisayar kullanım becerilerine sahip değildir.

Ancak yasal zorunlu işleri yerine getirmek üzere personel bulundurulmaktadır. Oda çalışmalarının önünü açacak bilimsel birikime sahip, deneyimli danışman kadrolar bulunmamaktadır.

Bir meslek odasının kente ilişkin bir bakışa sahip olabilmesi için öncelikle o kuruluşun yöneticilerinin gerekli bilgi, altyapı ve vizyon ile donanmış olmaları gereklidir. Bu gerek yerine getirilmekte midir! Getirilmediği meydanda. Şu malum “darbukacı ile dümbelekçi” meselesi...

Örgütsel hastalıklar

Gelişmiş ülkelerde ister dernekler gibi gönüllü olsun isterse odalar gibi yasayla kurulmuş olsun toplumsal kuruluşlar bilime konu olan yapılardır. Kamu yararına vakıf geleneğimizin bile hızla yok olduğu bir dönemde toplumsal kuruluş fikriyatında kalite ve nitelikten hızla uzaklaştığımız bir başka gerçektir. STK’lar ve yasayla kurulmuş odalarda yaşanan hastalıkları ele almaya ve bu örgütlerin kentin vizyonuna neden katkı koyamadıklarını tartışmaya devam edelim.

Yönetim sorunları

Bir STK veya odada yönetim sorunlarının ancak bir tanesidir yöneticinin nitelik zafiyeti. Örgütte işleyiş, başkan (ve nadiren yönetim kurulu) üzerine kurulmuştur. Yetki ve sorumluluklar asla dağıtılmaz. Az sayıda birlikte yapılabilen işlerde de daima vitrinde başkan vardır. Aslında yönetim, daha seçimler aşamasında başkana göre kurgulanmıştır; dolayısıyla kuruluşta daima “başkanın adamları” ve “ötekiler” vardır.

Hemen hemen hiçbir STK veya odada uzun dönemli planlama geleneği yoktur. Stratejik ve örgütsel planlama henüz bu yapıların kapısından içeri girmemiştir. Aslına bakarsanız bilimsel metodolojiyi örgütten içeri sokacak zihniyet ve bilimsel merak da yoktur.

Bilgi birikimi ve veri tabanı sorunları

Daktilo ve klasör dosya misali bilgisayar kullanımı ile üye kayıtları bilişim ortamında tutulmakla birlikte bir başka veritabanı örneği de yoktur. Çağdaş veri depolama, araştırma ve işleme teknikleri henüz yerel STK’ların ve odaların kapısından içeri girmemiştir. Bazı meslek odalarında dar kapsamlı bir bilgisayar laboratuarı ancak küçük çaplı bilgisayar okuryazarlığı (ve eğitimi) amacıyla kullanılır. Çoğu zaman da bu makine parkı kapalı haldedir.

Devletçe tanımlanmış işlerin yapılmasına yönelik kadrolar dışında ilgilenilen sektörün ve üyelerin gelişmesine yönelik çalışmalar ya etkisiz ya da son derece sığdır. Gerek kurullarda gerekse personel ve danışmanlık kadrolarında nitelikli birey eksikliği yaşanmaktadır. Nitelikli elemana verilecek para genelde lüzumsuz masraf olarak algılanır. Pek çok yönetici, kendinden daha fazla bilen uzman kadrolara tahammül edemez. (Eskişehir’deki STK ve odalarda görev yapan kaç tane uzman veya danışman bulunduğunu merak ediyorum doğrusu. Acaba iki üniversitesi bulunan bir kentte örgüt başına kaç uzman kadro düşüyor dersiniz!)

Projecilik sorunları

Gerek STK’larda gerekse yasayla kurulmuş odalarda sosyal proje ve projecilik fikri (genel olarak) gelişmemiştir. Genellikle akla gelenin söylenmesi, proje önermek olarak algılanır. Çoğu zaman kent üzerine gerçek anlamda kafa yorulmadığı için de onu bunu eleştirmekten daha öteye gidilemez. Gazete manşetlerine düşen haberlere baktığımızda bu kuruluşların sadece (deyim yerindeyse) eleştirdikleri, asla yapıcı ve işe yarar önerilerle gelmedikleri ortaya çıkar. Dolayısıyla dün kent merkezinin sıkışmasıyla kent rantının yükselmesine göz yumanlar, dün kenti çepeçevre çirkin yapılarla donatanlar bir başka gün baş eleştirmenler olarak sahnede yerlerini alırlar. (Bu tür sivil ve sosyal ihtiyaçları karşılamak üzere üniversitelerimizin ön ayak olmasıyla kentimizde bir sivil toplum enstitüsünün kurulmasını bir gerek olarak görüyorum.)

Dert saymakla biter mi!

STK ve odaların en büyük dertlerinin başında, buraları kullanarak Ankara’ya veya yerel yönetimlere sıçrama meraklıları gelir. Bunlar için söz konusu örgütler birer basamak, birer sıçrama taşıdır. Amaç, buraları kullanarak “daha yüksek makamlara” ulaşabilmektir. (Hani ulaştıklarında bir işe yarasalar bari!)

Bu sosyal kuruluşlar hikayesi, derdi tasası yazmakla bitmez. Bu işin çözüm yolu, üyelerin ilk seçimde örgütlerini birikimli, nitelikli ve ahlaklı doğru kadrolara acilen teslim etmeleridir. Daha önce de yazmıştım: “Dün dünde kalmalı cancağızım; yeni günde yeni insanlar lazım...”

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image