G ü r c a n B a n g e r
Bilge, üç bakımdan diğer insanlardan ayrılır: Uzaktan
görüldüğünde Konfiçyüs (M.Ö. 551-479) : Çinli filozof |
|
| Ana Sayfa • Özgeçmiş • Çalışmalar • Haber Var • Günün Konusu • İletişim • Bağlantılar | |
Eskişehir, “Dünya Markası” Olabilir mi?1980’li yılların başı, Türkiye açısından önemli bir dönüm noktasıdır. Bu dönemle başlayan süreçte Türkiye ekonomisi, dış dünya ile kendisi için yeni türden bir eklemlenme içine girmiştir. Yine aynı dönemde ulusal sermayenin küresel sermaye ile ilişkilerinde de o ana kadar fazlaca görülmeyen yeni türden ilişkiler gündeme gelmiştir.Ulusal sermayenin küresel sermaye ile olan ilişkisi, kendisinin sosyal ve ekonomik yönden iç değişimine de neden olmuştur. Bu dönemde ithal malın yerli mal ile ikamesi anlayışından ve dolayısıyla ulusalcı sanayileşme modelinden vazgeçilmiştir. İlginç bir biçimde bu vazgeçiş, sağ / sol ayırımı yapmadan değişik iş ve sermaye kesimleri ile entelektüel çevreden alkış almıştır. Yine bu dönemle birlikte Türkiye’ye biçilen rol, emek yoğun ürünlerle genel anlamda (borda olduğu gibi) işlenmemiş halde hammaddenin gelişmiş ülkelere ihracıdır. Bu gerçek, bir azgelişmiş (nazik deyimiyle gelişmekte olan) ülkeye biçilen roldür Bir başka deyişle; 1980 sonrası dönem ihracat-ithalat dengesi açısından “pahalı-al / ucuz-sat” veya “çok-ver / az-al” dönemidir. Bir vagon dolusu hammadde ihraç edip aynı paraya bir tutam işlenmiş mal ithal ettiğimiz anlamına gelir bu ifade. Fakat küresel sermaye ile eklemlenme süreci başladığında, dolar gibi küresel birimlerle para kazanmak daha önemli hale gelir. Son 25 yılda bazı Anadolu kentleri, küresel sermaye ile ilişkilerinde daha “uyanık” davranmışlar ve diğerlerine göre ciddi mesafeler almışlardır. Denizli, Gaziantep, Kayseri, Konya gibi illeri bu bağlamda sayabiliriz. Anadolu Kaplanları olarak isimlendirilen illerin tamamı, gelirlerini döviz ile elde eden yerleşim merkezleridir. Dış dünya ile ticaretin tüm olumsuzluklarına karşın bu iller, iç gelişim dengelerine göre önemli avantajlar elde etmişlerdir. Eskişehir, tüm olumlu göstergelerine karşın bu illerden birisi olamamıştır ve genelde iç pazar sınırları içinde kalmıştır. Eskişehir’de ihracat yapabilen firmaların sayısal değerleri de başlangıç değerlerinin ötesine fazlaca geçememiştir. 1980’le başlayan dönem, beceriksizce ilerleyen özelleştirme ile birlikte, devletin ekonomiden ciddi anlamda çekilmeye başladığı yıllardır. 1980 öncesi gelişmişliğini önemli ölçüde devlet yatırımları ile sağlamış olan Eskişehir için önemli bir dönüm noktasıdır bu. Eskişehir’in ekonomik mücadelede pozisyon kaybının ipuçlarını burada aramak yerinde olur. 1980 sonrası dönemde önceden kamu yatırımı almamış bazı illerin özel girişimin etkin rolü ile hızla ön plana çıktığını izliyoruz. Türkiye ekonomisinden devletin yavaş yavaş çekilmesi ile yeni bir durumun ortaya çıktığını görüyoruz. Birincisi; devletin geri çekilmesiyle birlikte bazı il ve yöreler (görece) ekonomik gerileme sürecine girmişlerdir. Yakın zamanda çıkarılan Teşvik Yasası’nın mantığı, bu geri çekilmenin yarattığı olumsuzlukları karşılamaktır. Teşvikin hatalı kriterler üzerine kurgulanmasının hoşnutsuzluk ve yanlış yönlendirme yarattığını da unutmamak gerekir. Yeni durumun ikinci özelliği, “ulusal” sermayenin kendi iç yapılanmasında tekelci grupların ağırlığının artmasıdır. Tekelci sermaye, hızla devletin boşalttığı ekonomik sektörleri doldurma hevesliliği içindedir. Tekelci sermaye için bölgesel dengeler, ekonomik karlılıktan daha önemli değildir. Bu nedenle Eskişehir gibi sermaye akışı konusunda sıkıntı çeken illerin kendi sorunlarını kendilerinin çözmesi gereklidir. Gerçekten de büyük sermaye grupları, yatırımlarını kendileri için ekonomik ve verimli olan yörelere yoğunlaştırmaktadırlar. Bölgesel sermayenin ise (Eskişehir’de olduğu gibi) ya toplulaşması mümkün olamamakta ya da yetersiz yatırımlar ölçeğinde kalmaktadır. Eskişehir’in Türkiye toplamı içindeki gayri safi yurt içi hasıla payı ancak yüzde 1,20 iken toplam banka mevduatı içindeki payı yüzde 0,70’dir. Yine toplam banka kredi kullanımındaki payı ancak yüzde 0,67’de kalmaktadır. Diğer yandan Eskişehir, para cinsinden 100 birim ithal ederken (yurt dışından satın alırken) ancak 50 birim ihraç edebilmektedir (yurt dışına satabilmektedir). Anadolu Kaplanları olarak isimlendirilen bazı illerde çok ortaklı holdingler yaklaşımı gözlenmektedir. Bu modelin içeriği izlendiğinde yapılan yatırımların düşük katma değerli ve küçük-orta ölçekli olduğu kolayca anlaşılır. Eskişehir gibi kentlerin geleneksel özelliği düşük ücret üzerine kurgulanmış gelişmedir. Ücretlerin yükselmesi ile birlikte sanayinin Bulgaristan, Romanya gibi yakın ülkelerle işçiliğin sıfıra yakın olduğu Çin gibi uzak ülkelere kaçtığı gözlenmektedir. Bu kaçış sürecinde Eskişehir’in “iddia” sahipleri de vardır. Eskişehir kendi taşrasından ve yakın çevresinden yoğun miktarda göç almaktadır. Bu durum kentteki işsizlik oranını yükseltirken geçici bir süre için (hâlâ) görece ucuz işgücü sağlamayı mümkün kılmaktadır. Bu olgunun niteliksiz işgücü olarak hizmetler sektörünü şişkin hale getirdiği de unutulmamalıdır. Ama işgücünün hâlâ düşük olması bile tekstil gibi bazı sanayi kollarının işgücünün daha ucuz olduğu ülkelere kaçışını önleyememektedir. Bu bağlamda büyük sermayenin, Eskişehir’de işgücü yoğun sektörlerde yatırım yapmasını beklemek hayal olur. Türkiye geneline baktığımızda (gerçek olup olmadığı tartışılabilecek olan) sektörel büyümenin, hizmetler sektörü lehine geliştiğini görürüz. Genel eğilime uygun olarak tarım kesimi Eskişehir’de de küçülmektedir. Elimde bulunan 2003 değerlerine göre Eskişehir’de tarım kesimi yüzde 12,3 ile Türkiye ortalaması olan yüzde 13,5’in altına düşmüştür. Eskişehir’de tarımın küçülmesini tarımdan sanayiye ve hizmetler sektörüne sektörel talep gereği işgücü akışı olarak algılamak ciddi bir hata olur. Tarım sektörünün boşalması, önemli ölçüde merkezi ve yerel yönetimlerin tarım sektörüne ve Eskişehir kırsalına olan ilgisizliğinden ve kayıtsızlığından kaynaklanmaktadır. Eskişehir’in kuzeyinde Sakarya Nehri kıyısındaki verimli toprakların bilinçsiz ilaçlama, yanlış gübreleme, yabancı tohum tutsaklığı ve tarımsal bilgi desteği alamama gibi nedenlerle yok olmakta olduğu bir başka gerçektir. Eskişehir kırsalında yaşanabilir koşulların giderek ortadan kalkması nedeniyle insanlar, köy, belde ve ilçelerden kaçarak kent merkezine “sığınmaktadırlar”. Eskişehir kırsalında pek yakında sayıları artması beklenen “inin cinin top oynadığı” boşalmış köylerin sorumluluğu, öncelikle Eskişehir’in seçilmiş Ankara temsilcileri ile merkezin yerel bürokratlarına ait olacaktır. Tarım, hem nüfus hem de gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) olarak küçülürken sanayi sektöründeki büyüme de beklenen ölçüde değildir. GSYİH içinde sanayinin payı, 15 yılda yaklaşık sabit fiyatlarla ancak yüzde 2,4 artmıştır. (Sanayinin sektörel payı, cari fiyatlarla aynı dönemde yüzde 2,4 azalmıştır.) 2003 yılı değerleri ile Eskişehir sanayi sektörü yüzde 21,5 ile Türkiye ortalaması olan yüzde 22,3 oranının altındadır. Bir başka deyişle Eskişehir sanayisinin önünde alması gereken daha çok uzun bir yol vardır. Eskişehir’de hizmetler sektörünün GSYİH’daki payı, en ilginç sosyo-ekonomik değerlerden birisidir. Hizmetler sektörünün GSYİH içindeki oranı yüzde 66,2 ile Türkiye ortalamasının üzerindedir. Bu kadar yüksek hizmetler sektörü oranı adeta “bilgi toplumu göstergesi” sayılabilir. Bu oranın yüksekliğinin bize işaret ettiği birkaç nokta vardır. Birincisi; Eskişehir’in ciddi oranda göç aldığıdır. İkincisi; sosyal göçün sanayi tarafından emilemediğidir. Üçüncüsü; hizmetler sektörünün şişkinliğinin “bilgi toplumunu” değil, gizli işsizliği ifade ediyor olmasıdır. Türkiye’de olduğu gibi Eskişehir’de de sosyal göçün bir “sahibi” yoktur. Çünkü Eskişehir’i yöneten insanların uzun dönemli bir Eskişehir vizyonu ve planı yoktur. Eskişehir’in 11’inci yüzyılda başlayan Türk-Anadolu tarihi boyunca olduğu gibi bugünkü ilerleyişi de kendiliğindendir. Bu nedenle sosyal göçün kenti (dolayısıyla ili) nereye götürdüğünden kimsenin ne bilgisi vardır, ne de bu konuya ilgisi... Eskişehir sanayisinin yapısı incelenmeye değer bir konudur. Örneğin yan sanayi olarak çalışan firmalara iş veren üreticilerin tercihlerini Eskişehir dışına çevirmeleri durumunda kentin (ilin) neyle karşılaşacağı belli değildir. Eskişehir sanayinin ulusal veya global düzeyde bağlılık yaratan ürünleri var mıdır, bunu hiç merak ettiniz mi! Eskişehir’de gizli işsizliğin bir ifadesi olan hizmetler sektörü şişkinliğinin gerçekten nitelikli işgücüne dönüştürülebilmesi için ciddi çalışmalara ihtiyacı vardır. Tabii ki, bunu emebilecek üretken sanayiye de... Yerel potansiyel envanteri Eskişehir’in bilimsel bakış açısıyla hazırlanmış bir yerel potansiyel envanteri yoktur. Eskişehir üzerine yapılmış çalışmalar ile ilgili bir kaynakça hazırlanmak istediğinde, bu sınırlılık kolaylıkla görülür. Eskişehir çalışmaları, Valilik ve yerel yönetimlerin hazırladığı az sayıda broşür ve rehber ile üniversitelerde yapılan ama kamuoyunun bilgisine açılamayan az sayıdaki tezle sınırlı kalmıştır. Bir (sosyal, ekonomik, kültürel) yerel potansiyel envanteri çalışması yapılması Eskişehir için yapılacak en önemli ve ivedi hizmetlerin başında gelmektedir. Gaziantep, Konya, Denizli, Bursa gibi illerden farklı olarak Eskişehir’de işgören (ücretli işçi veya memur) olma eğilimi son derece yüksektir. Bu eğitimin ana nedeni, 1930’lardan 1980’lere kadar olan dönemde Eskişehir’in kamu yatırımları açısından ilgi görmesidir. Eminim, bunda sosyo psikolojik başka göstergelerin etkileri de bulunabilir. İşgören olma eğilimine bağlı olarak girişimcilik, yatırımcılık ve şirketleşme yönelimi düşüktür. Serbest çalışma ruhu, küçük esnaf ve sanatkâr olmaktan öteye geçememiştir. İlginç olan yan ise “küçük olsun, benim olsun” yaklaşımının uzunca bir süredir kentin gelişiminin önünde duran ciddi bir engel olmasıdır. Bu gerçeği bilince; gerek ekonomik sektörlerde gerekse sivil toplum örgütlerinde projecilik anlayışının gelişmemiş olmasını şaşırtıcı bulmamak gerekir. Görünen odur ki, Eskişehir için projecilik anlayışı, ya birkaç cümleden öteye geçmeyen seçim konuşmalarıdır ya da aklına gelenin yaptığı “ben yaptım oldu” türünden uygulamalar... Bir dönem Eskişehir’in ciddi ekonomik iş alanları arasında yer alan toprağa dayalı sanayinin, mobilyacılığın, el sanatları işçiliğinin yok olmasının altında, genellikle ekonomik vizyon ve girişim eksikliği vardır. Tabii; ekonomiye öncü olması gereken (meslek odaları, STK’lar, üniversiteler gibi) unsurların bu konudaki isteksizliği ve beceriksizliğini de unutmamamız gerekir. Sezar’ın hakkı Sezar’a... Eskişehir kırsalı konusundaki ataletten ve sosyal göçe karşı kayıtsızlıktan daha önce söz etmiştim. Girişimciliğin geliştirilmesi konusunda atıl davranan unsurlar, Eskişehir kırsalının tamamen yok oluşunun hâlâ seyircileridir. Eskişehir kırsalının bir rehabilitasyon programına ihtiyacı olduğunu anlamak bu kadar zor mudur! Köylü kızların bile köyde yaşayan erkeklerle evlenmek istemediği bir dönemde köyde yaşamın kalıcılığından ve sürekliliğinden kim söz edebilir! İlle “Ar-ge Merkezi” Eskişehir’in sosyal ve ekonomik konularda gerçek anlamda öncülüğe ihtiyacı vardır. Bu konuda ilk aklıma gelenler meslek odalarının üniversitelerle birlikte kurabileceği ticaret ve sanayi enstitüleri ile sivil toplum bakış açısıyla oluşturulacak bir Eskişehir Ar-Ge Merkezi’dir. Araştırma, eğitim, yayın ve dokümantasyon konularında çalışmalar yapacak bu birimlerin ciddi ihtiyaçları karşılayacağı inancındayım. Önce ulusal güç olmak gerek Eskişehir’in uluslararası bir güç (Dünya markası) olabilmesi için öncelikle ulusal bir güç olmayı becermesi gerekir. Buradaki güç kavramını ürün ve hizmet pazarlamanın pazar genişliği (pazarın sınırlarını ulusal sınırlar ölçüsünde genişletmek) olarak anlamak da mümkündür. Mal ve hizmetlerin üretilmesi sürecinde Eskişehir, Afyon, Kütahya ve Bilecik illerinin bir bölge olarak dayanışma içinde davranması ciddi düzeyde sinerji sağlayabilir. Bu bağlamda “bölgesel işbirliği ve dayanışma, ulusal ve uluslararası rekabet” ruhunun geliştirilmesi yararlı olacaktır. Bu iller (ve tabii ki bağlı ilçeler) birlikte büyük ölçekli ekonomik, sosyal ve kültürel projeler yapabilirler. Bölgesel projeler için Ankara’da destek bulmak ve ulusal katkı sağlamak çok daha kolay olacaktır. Eskişehir’e, bir de mikro ölçekte, firmalar ölçeğinde bakalım. Eskişehir’de firmalar (zaman zaman abartılarak ele alınan KOBİ’ler de dahil olmak üzere) küçük ölçeklidir. Bu özelliği ticaret kesiminde çok daha net görmekteyiz. Bu ölçekten kaynaklanarak kent içinde sayıları yakın zamanda artması muhtemel süper ve hipermarketlerle birlikte küçük ticaret kesiminin yok olması gündemdedir. Yerel sermayenin benzer girişimlerde bulunmak üzere gösterdiği çabalar hemen hemen hiçbir Anadolu kentinde örnek alınabilecek düzeye erişememiştir. Yerel olmayan (hatta kimi zaman yabancı sermayeli) büyük satış merkezleri, küçük ticaret kesimini yok ederken yerel kaynakların kent dışına akmasına da vesile olmaktadır. Bu arada sırtını kamuya dayamış olanlar hariç, Eskişehir özel sektör firmalarının önemli ölçüde aile işletmeleri olduğu ve kurumsallaşma düzeyinin son derece düşük bulunduğu da unutulmamalıdır. Eskişehir, henüz aile işletmelerinden kurumsal işletmeler düzeyine geçememiştir. Diğer yandan ticaret kesiminde artan hipermarketlerin sayısı ile birlikte doğrudan tüketiciye satış nedeniyle bayilik / acentalık sistemleri ortadan kalkmakta, ara satıcı olarak görev yapan firmalar piyasadan silinmektedir. Bu açığı kapatmak üzere yerel firmaların katma değer yaratan konulara kaymaları kolay olmamaktadır. Beyaz eşya, cep telefonu, gıda, mobilya gibi ticaret alanlarına baktığımızda bu konuyu çok daha açık görmek mümkündür. Özetle; ticaret kesimindeki küçük firmalar ile mal ve hizmet üretiminde kobiler yüksek verimli ve getirili yeni mal / hizmet karmalarına yönelmek zorundadırlar. Yine bu bağlamda yapısal değişime ve iyileşmeye ihtiyaçları olduğu da ortadadır. Yeni kobi vizyonunun oluşumunda meslek odaları, üniversiteler ve ilgili kamu kurumlarına ciddi görevler düşmektedir. Eskişehir ekonomisinin bugün belli başlı bazı sosyo-ekonomik özellikleri şunlardır: a) Büyük üreticilere yan sanayi olmak, b) Ucuz işgücü ile yaşamaya çalışmak, c) Yerel ve ulusal pazara hitap etmek, d) Aile işletmeleri olarak organize olmak, e) “Küçük olsun, benim olsun” bakışı ile değişime karşı direnmek ve günü kurtarmaya çalışmak, f) Risk almamak, g) Yerele ve içe kapalı kalmak. Bunları “Eskişehir’in değişime direnme noktaları” olarak isimlendirebiliriz. Bu faktörlerde değişimi gerçekleştirmeden, Eskişehir ekonomisinin kendi bahçesinin ötesine açılması pek muhtemel değildir. |
|
| Gürcan Banger © 2006 |
Ana Sayfa •
Özgeçmiş •
Çalışmalar •
Haber Var •
Günün Konusu •
İletişim •
Bağlantılar
Graphic Design by Round the Bend Wizards |
|
|
|