G ü r c a n   B a n g e r

Sana ibret gerek ise
Gel göresin bu sinler
Ger taş isen eriyesin
Bakıp göricek bunları.

Yunus Emre (1240-1320) : Türk halk şairi ve mutasavvıfı

Yunus Emre Anısına

Ülkemizin pek çok yerinde Yunus Emre’ye ait olduğu savlanan çok sayıda mezar, türbe ve makam var. Pek çok il, ilçe ve köy, Yunus Emre’nin kendi yöresinde yaşadığını kanıtlamaya çalışıyor. Yunus Emre’ye karşı duyulan bu büyük sevgiyi bilince, bu sahiplenmeleri olağan karşılamak gerekir.

Yunus Emre, her ne kadar bizim Sarıköy’lü bizim Yunus olsa da o, bu ülkeyi sevgiyle saran bir halk kimliğidir. O, bizatihi halktır; halka aittir.

Pek çok şiiri bir öğütler güldestesi olan Risalet’ün Nushiyye isimli eserinde yer alır. Ölümünden 70-100 yıl sonra başkaları tarafından derlendiği söylenen bir de Divan’ı vardır. Yaşadığı dönemden başlayarak pek çok halk şairini etkilemiştir. Onun gibi yazmaya çalışan pek çok şair var olmuştur. Bu nedenle ona ait olan şiirlerle ona benzemeye çalışan başka şairlerin şiirlerinin karıştırıldığı sıkça görülür. Bu karışıklığı, onun yarattığı büyük sevgi dünyasının bir köşesine sığınmak olarak anlamak lazım gelir.

Yunus Emre, elit bir sosyal katman için sanat yapma derdinde değildir. O, Taptuk Emre’nin dergâhına taşıdığı düzgün odun parçaları gibi doğru ve hak bildiğini halk diliyle aktarabilme çabasındadır. Bu nedenle şiirleri geniş halk kesimleri tarafından sevilmiş, inanç ortamlarında ezberlenip okunmuş, bestelenerek dilleri ilahiler olmuştur.

Yunus Emre aruz ölçüsü ile de şiir yazmakla birlikte, o bir hece ölçüsü ustasıdır. Dünya görüşünün odağında insan vardır. Şiirinde derin bir duyuşa karşılık kolay bir söyleyiş vardır. Onu okuyan herkesin kendince kavrayabileceği derin bir doğallık hemen kendini belli eder.

Onu Türk dili ile yazılmış edebiyatın ve şiirin kurucusu saymak, gerçeği ifade etmek olur. Onun yazdığı dile, halk Türkçesi demek haklı ve doğru bir ifadedir. Başka şairlerde anlatımı ve anlaşılması zor olan tasavvuf gibi konular onun söyleyişiyle bir kolaylık, yaygınlık kazanır. Yunus Emre’yi var eden ruh, artık bir efsane haline gelmiş yaşamı değil; derin duyuşuyla hak olanı halka ait olan bir dille söylemesindedir.

Rivayete göre; uzun yıllar Taptuk Emre’nin dergâhında hizmet ettikten sonra Hacı Bektaş dergâhına geri döner. Şeyhin eşiyle karşılaşır. Ona şeyhin kendisini hatırlayıp hatırlamadığını sorar. Şeyhin eşi de, şeyh sabah namazından dönerken onun yoluna yatmasını söyler. Şeyhin gözleri görmediğinden soracaktır kim diye. O zaman Yunus diye bildirecektir şeyhe. Gerçekten söylenildiği gibi olur. Şeyh, kendisine Yunus cevabı verildiğinde onu hatırlar ve “Bizim Yunus mu?” der.

Yunus’un sevgisi gönülden gönüle dolaşır. Şiirleri dilden dile gezer. Onun ustalığı ülke sınırlarını çoktan aşmıştır. Yunus Emre artık bir Dünya şairidir.

Ama Dünya şairi Yunus Emre hâlâ bizim Sarıköy’lü bizim Yunus’tur. Bizden biridir. Türkçe söylemenin, zoru anlaşılır kılmanın, tarihin zor yürüyüşünde her adımda büyümenin simgesi olan bizim Yunus’tur.

“Sevelim, sevilelim / Bu dünya kimseye kalmaz.”

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image