G ü r c a n   B a n g e r

Bilge, üç bakımdan diğer insanlardan ayrılır: Uzaktan görüldüğünde
ciddi ve ağırbaşlı; yanına yaklaşıldığında nazik ve sana yakın;
konuşulduğunda ise kararlıdır.

Konfiçyüs (M.Ö. 551-479) : Çinli filozof

“Kentin İşgali” Üzerine

Eskişehir’i örnek olarak göz önüne alabilirsiniz. Genel anlamda büyümekte olan bir Anadolu kentini de dikkate alabilirsiniz. Kent, çok yönlü işgale uğramaya devam etmektedir.

İşgalin birinci türü, sosyal göçtür. Göçün iki (bir başka deyişle ikiz) nedeni var. Olumsuz kır, insanları kente savuruyor. İşsizlik ve ekonomik zorluklar, kişileri kente çekiyor. Yöneticilerimizin kırı cazip kılacak politikaları uygulamamaktaki ısrarı, kırdaki sorunları çözümsüzlük noktasına götürüyor. Kentte yaratılmak istenen albeni ise adeta insanları TV başına çakılı hale getiren bir medya dizisi. Çekici ama üretken değil. Hâlâ işin “vitrinindeyiz”.

Bilirsiniz; “içki, tüm kötülüklerin anasıdır” denir. Analara haksızlık etmeyelim; ana yerine kaynak diyelim. Bence tüm kötülüklerin kaynağı açlık ve yoksulluktur. Sosyal göç ise yoksulluğun açık ifadesidir. Ne yazık ki, kentin ekmeği de tüm kırsalı doyuracak büyüklükte değildir. Paylaşılacak ekmeğin büyümesi konusunda da ciddi girişimler içinde olduğumuz söylenemez.

Kentsel işgalin ikinci türü, kimliksiz yapılaşmadır. Yüksek katlı binaların istilasıdır. Odunpazarı’nın tarihi sokaklarında dolaştığınızda ilk edindiğiniz duygu, tarihi ve geleneksel bir yapılaşmanın ruhudur. Bir Anadolu yapı anlayışını hemen hissedersiniz. Safranbolu, Beypazarı gibi daha pek çok yerleşim yerinde de hissedeceğiniz aynı duygudur.

Bir de kentin son yıllarda yapılan cadde ve sokaklarında gezinin. Hangi kentte, hangi mahallede olduğunuzu bilemeyebilirsiniz. Bir yabancıyı o mahalleye getirip bağlı gözlerini açtığınızda “Burası Eskişehir” diyebilir mi!... Hepsi birbirine benzeyen, bir kimlik duygusu taşımayan beton yığınları…

Beton yığını olmakla da kalmıyor tabii… Bir de nitelik sorunu var. Eskişehir’de kimse konut açığı olduğunu inkar etmiyor. 1999 sonrasında açığın net olarak büyüdüğü ortada. Ama sayısal açıktan daha fazlası var. Bu kentte ciddi yapılaşma sorununun yapı kalitesinde olduğunu düşünüyorum. Ciddi bir doğal felakette ne ile karşılaşacağımızı söylemeye kimsenin cesareti yok.

Bazıları ise “Türk gibi cesur ve gözü pek”. Lojman ve ofis olarak kullanılan deprem riskli bir kamu binasında memurların ve ailelerinin (bir felaket durumunda devletin sorumlu olmadığına dair) imzalı yazı vererek oturup iş gördüklerini biliyorum.

Ve işgalin üçüncü türü, motorlu taşıtların istilası. Değişik nedenlerle kent merkezinde yoğunlaşmanın artması yanında motorlu taşıt sayısındaki aşırı artış, kenti soluk alınamaz hale getiriyor. Eskişehir’in kişi başına düşen özel motorlu taşıt sayısında ilk sıralarda yer aldığını düşünürseniz, istilanın ne boyutlarda olduğunu biraz daha kolay hayal edebilirsiniz. Motorlu taşıt istilasının doğurduğu sonuçlardan birisi de enerji tüketimindeki aşırı artış ve devamında çevre kirliliğindeki tehdit edici boyut.

Tabii ki, bir kentin sorunları bunlardan ibaret değil. Ama bu üç istila türü, pek çok sorunun da anlaşılması için önemli göstergeler oluşturuyor. Eğer okumak ve dikkate almak isteyen olursa…

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image