G ü r c a n   B a n g e r

Bilge, üç bakımdan diğer insanlardan ayrılır: Uzaktan görüldüğünde
ciddi ve ağırbaşlı; yanına yaklaşıldığında nazik ve sana yakın;
konuşulduğunda ise kararlıdır.

Konfiçyüs (M.Ö. 551-479) : Çinli filozof

Eskişehir Ne Kadar Büyümeli?

Şu günlerde yaşı 30’un üzerinde olanlar, çocuklukları ile kıyasladıklarında Eskişehir’in ne kadar değişmiş olduğunu daha iyi kavrıyorlar. Önceki yıllarda Eskişehir’i görmüş olan ziyaretçiler, bu sıralarda yaptıkları ziyaretlerde kentin çok farklı bir görünüm arz ettiğini ifade ediyorlar. Bu yaklaşımları, bebekliğini bildiğimiz bir çocuk irisi hakkındaki yaptığımız yorumlara benzetiyorum: “Maşallah, ne kadar da büyümüş! Kırkbir kere maşallah…”

Eskişehir’in form ve içerik olarak bir değişim ve büyüme sürecinde olduğuna itiraz etmek mümkün değil. Kent, dünün taşra kenti kimliğinden bir büyük kent görünümüne doğru evrimleşiyor. Bu nedenle büyüyen kentlerin yeni sorunlarına da aday görünüyor.

Bir kentin büyümesini iki açıdan (teknik deyimle, pozitif ve negatif dışsal ekonomiler açısından) ele alabiliriz. Bir kent büyürken sanayi ve ticaret de genişleyeceğinden mal ve hizmet fiyatları düşecek, kentsel yaşam koşullarında iyileşmeler olacaktır. Diğer yandan kentin aşırı büyümesi ise kira fiyatlarının artması, enerji sağlanmasının güçleşmesi, yerel yönetim hizmeti maliyetlerinin artması gibi olumsuz sonuçlar doğurabilecektir. Belediye hizmetlerinin zaten pahalı olduğu Eskişehir’de bireylerin ulaşım giderlerindeki artışlara dikkat edildiğinde büyümenin olumsuz etkilerinden birisi yakalanmış olur. Artan kullanım ve içme suyu fiyatlarını, ilan-reklam vergilerini, ruhsat harçlarını diğer olumsuz örnekler olarak hatırlatabilirim. Büyüyen Eskişehir’de yaşamanın giderek daha pahalı hale geldiğine (bu pahalılığı yaratanlar dışında) kimsenin itiraz edeceğini sanmıyorum.

Dünya’da pek çok kentte tartışılan “Kent ne kadar ve nasıl büyümeli?” sorusunun Eskişehir’de de gündeme alınma zamanı geldi diye düşünüyorum. Optimal (en-iyi) kent büyüklüğü konusunda bir genel-geçer model geliştirilebilmiş değil. Ama bu olgu, kent büyüklüklerinin bölgesel ve yerel düzeylerde irdelen(e)meyeceği anlamına gelmez.

Optimal kent büyüklüğünün belirlenebilmesi için birkaç sayısal ölçütün kullanılmasından söz edebiliriz. Örneğin kentte yaşayan “kişi başına düşen kentsel hizmet maliyeti” iyi bir gösterge olacaktır. Söz konusu birim maliyet değerlerini ulaşım, sağlık, enerji, gıda, konaklama ve benzerleri gibi kalemler için ayrı ayrı hesaplayabileceğimiz gibi, tüm maliyet kalemlerini içeren tek bir kentsel hizmet birim maliyeti değeri de hesaplayabiliriz.

Söz konusu sayısal değerin iki ayrı türde hesaplanması öğretici olabilir. Örneğin her yıl için ortalama kentsel hizmet birim maliyeti yanında, marjinal maliyetleri de hesaplamalıyız. Marjinal maliyeti, kente eklenen her yeni kişinin kente getirdiği ek maliyet yükü olarak düşünebiliriz. (Önceki yazılarımda ele aldığım üçüncü üniversitenin getireceği ek yük tartışmasını bu bağlamda yaptığımı hatırlatmak isterim.) Bu değerlerin her yıl yeniden hesaplanması, kentin nasıl bir değişim ve dönüşüm sürecinde olduğu konusunda ciddi işaretler verecektir.

Bugüne kadar yapılan kent araştırmaları kentsel hizmet maliyetinin büyümeyle birlikte önce düştüğünü, daha sonra arttığını göstermektedir. Sanırım; Eskişehir’de gözlenen yerel yönetim maliyetlerindeki artışın altında da buna benzer yönelimler vardır.

Eskişehir için optimal (en-iyi) kent büyüklüğü konusunda üniversitelerimizde yapılacak bilimsel çalışmaların, kentin geleceği açısından önemli ipuçları vereceğine inanıyorum.

Maliyet ve artı değer

Büyüyen kentte (doğal olarak) artan sadece kentsel hizmet maliyetleri değildir. Büyümenin etkisiyle kentte yaratılan artı değer (gelir) de artmaktadır. Ayrıca kentin büyümesi sonucunda firma ve bireylerin parasal kazanımları yanında toplumsal ve kültürel kazançları da olmaktadır. Bir küçük kentte bulunamayabilecek bazı sosyal etkinlik türleri ancak büyük kent merkezlerinde yaşam imkanı bulmaktadır. Eskişehir örneğini incelediğimizde; bazı sosyal etkinlik tür ve mekanlarının ancak son yıllarda (kentin belli bir büyüklüğe ulaşması ile) ortaya çıktığını gözleyebiliriz.

Kentin büyümesi ile birlikte kentsel hizmet birim maliyetinin önce düştüğünü, daha sonra nüfusunun giderek artması sonucu birim maliyetin yükseldiğini belirtmiştim. Özetle; belli bir nüfus büyüklüğünden sonra kente eklenen her yeni birey bir öncekinden daha pahalı (maliyetli) olmaya başlıyor.

Kişi başına net gelir açısından baktığımızda ise aksine bir durum gözlüyoruz. Daha doğru bir söyleyişle; bugüne kadar yapılmış kent araştırmaları gelirde maliyete oranla farklı bir görünüm veriyor. Büyümeyle birlikte kişi başına gelir, önce yükseliyor; ama nüfusun daha fazla artmasıyla düşmeye başlıyor. Nüfus büyüklüğüne bağımlı birim maliyet ile kişi başına net gelir eğrilerinin ilginç bir kesişme / ortak noktaları var. Bu noktada kente eklenen her yeni bireyin getirdiği ek yük, bu yeni bireyin getirdiği ek kazanca eşit oluyor. (Teknik deyimle; marjinal maliyetin marjinal gelire eşit olduğu nüfus büyüklüğü noktasından söz ediyorum.) İşte bu noktaya “kentin optimal (en-iyi) büyüklüğü” adı veriliyor.

Bu tür bilimsel ve kuramsal çalışmaların kentin gelişimi üzerinde kısa erimde net etkileri olmayabilir. Ama Eskişehir gibi kalkış (take-off) noktasına ulaşmış bir kentin vizyonunun saptanabilmesi için, optimal büyüklük çalışmalarının yakıcı önemde olduğunu düşünüyorum.

Eskişehir, mekansal büyümesi açısından bir yağ damlası modelini hatırlatmaktadır. Kent, giderek bir merkez etrafında büyümektedir. Bir yandan da gerek kendi kırsalından gerekse ülkenin başka kentlerinden sosyal göç almaktadır. Sosyal göçe üniversite eğitimi amacıyla 2-6 yıl süreli olarak gelen genç nüfusu da ekleyince gelecek açısından öngörülebilmesi zor ve hareketli bir nüfus yapısı oluşmaktadır.

Küçük, güzel mi?

1950-1970 arası (doğal afetler dışında) küçük bir kentte yaşamanın keyfini sürenler, Eskişehir’in büyümesi ile birlikte kentsel yaşam kalitesinin hızla düştüğünü fark etmektedirler. Kent merkezinde görünürde artan albeniye karşılık kimliksizleşme, betonlaşma, çevre kirliliği, geleneksel sosyalliğin yitirilmesi, kalabalığın yarattığı zorluklar, yoğun trafik tıkanıklıkları, kentte düşen sosyal ve mekânsal kalitenin net göstergeleridir. Kalite düşüşünün kentte başıboşluğun, rant beklentilerinin arttığı dönemlere denk düştüğüne ayrıca dikkatinizi çekmek isterim.

Kaliteli bir kent yaşamı, insanların mutlu oldukları bir kentte yaşamaları demektir. “Küçük, güzel midir?” bilemem; ama konu kent olunca büyüğün en güzel olmadığından da eminim.

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image