G ü r c a n   B a n g e r

Bilge, üç bakımdan diğer insanlardan ayrılır: Uzaktan görüldüğünde
ciddi ve ağırbaşlı; yanına yaklaşıldığında nazik ve sana yakın;
konuşulduğunda ise kararlıdır.

Konfiçyüs (M.Ö. 551-479) : Çinli filozof

Kent Merkezi

Bu satırları kaleme almadan önceki günlerin birinde günü birlik bir Ankara yolculuğum oldu. Uzunca bir süre yaşadığım Ankara benim yaşamımda özel yeri olan bir kenttir.

Bu kez değerli bir arkadaşımın katkılarıyla Ankara’nın (özellikle 1980’lerden bu yana gelişen) bazı yeni yerleşim yerlerini dolaşma fırsatını buldum. Zaman zaman değişik nedenlerle Ankara ziyaretleri yapmakla birlikte benim için bu kent, daima Ulus ve Kızılay’dan (ve belki biraz da Kavaklıdere’den) ibaret kalmıştır. Batıkent’teki yakınlarımı ziyaret ettiğim zamanlarda da fazlaca evden dışarı çıkma fırsatım olmadığından bu yeni yerleşimin yarattığı farklılıkları da fazlaca hissetmemiştim.

Arkadaşım, Kızılay’a gitmenin kendisi için özel bir durum olduğunu söyledi. Benim için Ankara ile eşdeğer olan Kızılay semti, onun için adeta işi olduğunda zoraki olarak gidilecek bir noktaydı. Aradığı (sosyal, kültürel, sportif veya ticari anlamda) her şeyi kendi yaşadığı semtte bulabiliyor ve Kızılay’a gitmek için bir nedeni kalmıyor.

Bana Ankara’nın bir alt-kentler topluluğu olduğunu tekrar hatırlatan, sanırım arkadaşımın bu katkıları oldu. Artık Ankara için bir kent merkezi kavramı yok. Bu büyük kentte artık pek çok kent (alt-kent) var. Bu alt-kentlerin hepsinde konaklamadan ticarete, kültürden spora, kamu işlerinden eğlenceye kadar pek çok etkinliği kolayca bulmak mümkün oluyor. Eskişehir, (iki belde belediyesine rağmen) hâlâ tek bir kentten oluşurken Ankara’yı oluşturan çok amaçlı çok sayıda alt-kent oluşmuş. Dolayısıyla çok fonksiyonlu alt-kentlerde yaşayan insanların da herhangi bir kentsel etkinlik için bir başka semte (metropolitan ilçeye) gitmeleri gerekmiyor. Önce Ulus’u, daha sonra Kızılay’ı kent merkezi kabul eden Ankara’da artık çok farklı bir görünüm var.

Bugün Eskişehir, hala Köprübaşı adını verdiğimiz bir kent merkezi ile yaşıyor. Sultandere gibi denemeler henüz bir otel-kent (yatak-kent) görüntüsünün ötesine geçemedi. Alt-kent fikri, Eskişehir’in gündemine henüz (yeterince) giremedi. Her sabah ve her akşam, insanlar kitleler halinde kentin bir bölgesinden başka bölgelerine taşınmak zorunda kalıyorlar. EsTram projesini Köprübaşı merkezli bir sıkışıklığa mahkum eden fikrin altında da hala “tek kent merkezi” anlayışı yatıyor.

Eskişehir’in kentsel dönüşüm açısından bir kalkış noktasında olduğunu düşünüyorum. Sonuçta ya düzgün bir kalkış olacak ya da kent bir kez daha akılcı bir dönüşüm için ayağa kalkamayacak biçimde olduğu yere oturacak. Akılcı bir kentsel dönüşüm için öncelikle “tek kent merkezi” fikrinden uzaklaşmamız bir zorunluluk gibi.

Aralarında ulaşımın kolaylaştırıldığı çok fonksiyonlu alt-kent fikrinin, merkezdeki kent rantını düşürmesi yanında konut sorunlarının çözümünü kolaylaştıracağı ve ticarete mekânsal derinlik kazandıracağı düşüncesindeyim. Bu nedenle kentsel projelerimizi asla kent merkezindeki rantı daha fazla artırıcı yönde biçimlendirmememiz gerekir. Bir örnek vermek gerekirse; Atatürk Stadyumu, kent merkezinden kaldırılıp bir başka yöreye taşınacaksa, bu alanın değerlendirilmesi (var olan kent merkezine yakınlığı nedeniyle) kent rantını (ve tabii ki merkezdeki sıkışıklığı) artırmayacak biçimde olmalıdır. Özetle; şu anki kent merkezini, dışa doğru (seçilmiş ve planlanmış başka çok fonksiyonlu yerleşim alanlarına) doğru boşaltmalıyız.

Şu an kullanacağımız kentsel dönüşüm (kentsel yeniden yapılaşma ve kentsel yenilenme) fırsatları, geri dönülemeyecek yoldan önceki son şanslardır.

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image