G ü r c a n B a n g e r
Şunlar ki çoktur malları Yunus Emre (1240-1320) : Türk halk şairi ve mutasavvıfı |
|
| Ana Sayfa • Özgeçmiş • Çalışmalar • Haber Var • Günün Konusu • İletişim • Bağlantılar | |
Vitrini Yazmak veya YoksullukSon zamanlarda sıklıkla İstanbul basınında Eskişehir üzerine yazılar okur olduk. Entelektüel bir nedenle Eskişehir’e gelen (veya getirilen) bir gazeteci (veya “entel” kabilesinden bir kalemşor), 1-2 eğlence mekânı dolaşıp iki tek attıktan sonra birdenbire Eskişehir aşığı oluveriyor. Birkaç gün sonra bir İstanbul gazetesinin bu yazara ait bir köşesinde nice muhteşem bir şehirde yaşamakta olduğumuzu okuyor ve vaziyete vakıf oluyoruz. Doğrusu; bu duruma “tanıtım oluyor” diye sevinmem lazım ama iki bar / kafe görüp kent hakkında yorum yapılmasını da ne beynim ne de yüreğim kabulleniyor. Doğrusu; yaşadığım kentin bar ve kafelerden ibaretmiş gibi bilinip anılmasını da istemem.Hele Türkiye’yi gezerek dağ-tepe hikayeleri konulu bir TV programı yapan bir çenebaz var ki, ona diyecek söz bulamıyorum. Her yerde söylediklerini sadece kent ismini değiştirip gözümüzün içine baka baka anlatmasını, bizim de “bunu yememizi” içime sindirmem mümkün değil. Kent hakkında ağdalı sözcüklerle izleyicinin sırtını sıvazla; kent eşrafından birisine biraz yalakalık yap ve al, götür paraları... O ne alâ, ne alâ... Neyse, bu konuda bu kadar yeter. Kızgınlığımı sözcüklerle soğutmuş olduğumu varsayarak gerçekten yazmak istediklerime geleyim. Çalışma odamda her zaman daha sonra okumak üzere masama yığdığım kitaplar, fotokopi sayfalar ve bilgisayar çıktıları olur. Masa kullanılamaz hale geldiğinde derleyip toparlamaya karar veririm. Bu satırları yazmaya başlamadan önce yaptığım temizlik harekatında gözüme bir bilgisayar çıktısı çarptı. Bu, kent planları ile kent yoksulluğunu birlikte tartışmaya çalışan bir yazı idi. En azından, yazının başlığından anladığım bu oldu. O an aklımdan geçiverenleri paylaşmak isterim. Eskişehir’deki Köprübaşı gibi semtler ilgili kentin vitrinidir. Kent, orada (o vitrinde) pazarlanır. Özellikle İstanbul, Ankara gibi metropollerden gelen entel kısmına kentin bu vitrini gösterilir ve kent adına prestij kazanılır. Kentin dış semtleri ne haldedir bilinmez. Kenti çepeçevre saran (görece daha yoksul) dış mahalle ve sokakların hizmet alıp almadığı konusunda yerel basında yer alan az sayıdaki şikayetin dışında da haberimiz olmaz. Oralarda yaşayan yoksul insanlar ancak seçim zamanlarında hatırlanırlar; ancak başlarına bir felaket geldiğinde medyada yer alırlar. Muhtemelen kent planlaması, kentte yaşayan insanların yoksulluğunun giderilmesinde birinci elden etkili bir araç olamaz. Ama bir kentteki imkânlar, o kentin sunduğu hak ve olanaklar o kentte yaşayan tüm bireylere benzer ölçülerde ulaşabilmelidir. Hizmetlerin ulaşmasındaki sıkıntılar, o kentin yoksulluğunun bir başka ifadesidir. Bir kentin performansını değerlendirirken sadece kentin vitrinine takılıp kalmak, o kenti vitrinden ibaret yapmaya çalışanların tuzağına düşmek demektir. Örneğin bir kentin merkezinde çok görkemli bir tiyatro binası yapmanız, bu binanın tüm gösterilerde tüm koltuklarının satılması başarıyı yakaladığınız anlamına gelmez. Bu olanaktan yararlananların toplum katmanları (sosyal dilimler) arasında nasıl dağıldığı da en az işin kendisi kadar önemlidir. Kent olanaklarının bölüşümünün adil olması gerekir. Kentte oluşmuş hak ve olanaklar açısından baktığımızda; yaşadığımız kentin de birincil sorunu adil bölüşüm, hakça paylaşım olmaya devam etmektedir. |
|
| Gürcan Banger © 2006 |
Ana Sayfa •
Özgeçmiş •
Çalışmalar •
Haber Var •
Günün Konusu •
İletişim •
Bağlantılar
Graphic Design by Round the Bend Wizards |
|
|
|