G ü r c a n B a n g e r
Bilge, üç bakımdan diğer insanlardan ayrılır: Uzaktan
görüldüğünde Konfiçyüs (M.Ö. 551-479) : Çinli filozof |
|
| Ana Sayfa • Özgeçmiş • Çalışmalar • Haber Var • Günün Konusu • İletişim • Bağlantılar | |
Yasadışı Kentİnternet kafe ve elektronik oyun salonu işleticilerinin sorunları ile ilgili bir toplantıdaydım. Kafe işleticileri pek çok sorunun yanında ilginç bir şikayeti dile getirdiler. Eğlence vergisi alınmasının mahkeme marifetiyle durdurulmasından sonra, belediyelerin olur olmaz nedenlerle ceza yazarak bu verginin boşluğunu doldurduklarını ifade ettiler. Öyle anlaşılıyor ki, belediyelerce yapılan “büyük projelere” ilişkin “ağır bedellerin” esnafa, tüccara ödetilmesi için bir alternatif yol daha bulunmuş. Gerçi ceza keserek başarılı kurum olmaya çalışan başka birimleri eskiden beri bilirdik ama bu “alışkanlık”, belediyelere de sirayet etmiş demek ki…Kamu kurum ve kuruluşlarıyla bu tür sorunları olanımız pek çoktur. Kimimizin olmayan arabasına park cezası kesilmiştir ya da tek bir musluğun bulunduğu işyerimize hamam işletmiş kadar su parası gelmiştir. Bu ülkede yaşayınca tüm bu olanlar, bize sıradan geliyor. Hatta bazen her şey, fazlasıyla yolunda gittiğinde “acaba ardından ne gelecek” diye tedirgin olduğumuz bile söylenebilir. Daha okula gittiğimiz ilk yıllarda vergi vermenin kaçınılmaz bir yurttaşlık ödevi olduğunu öğrendik. Ama neden düzenli ve görece yüksek vergi verenlerin biteviye denetlendiğini, vergi kaydı bile olmayanların ise neden izlenmediğini öğrenemedik hâlâ. Yöneticiler, denetim konusunda yurttaşlık görevini yerine getirmede zaten istekli olanlara uyguladıkları denetim baskısını, ne yazık ki kentin yasadışı unsurlarına uygulamıyorlar. Yasadışı, kayıtdışı Yasadışı kent nedir? Bir kısmını yukarıda söyledim. Yasadışı kent, ilkokulda yurttaşlık dersinde okuduğumuz kurallara uygun olmayan kent unsurlarıdır. Bunların arasında kayıtdışı ekonomik ilişkilerin özel bir yeri var. Kayıtdışı ekonomik ilişkilere örnekler ararsanız; mali kaydı olmadan ticaret yapmak veya yapılmasına aracı olmak bunların başında gelir. Bir sosyal güvenlik kurumuna bağlı olmadan çalışan insanların durumu da kayıtdışı ekonomi, bir başka deyişle yasadışı kent kavramı içine girer. Mafya tipi ilişkiler ise kayıtdışının sadece bir başka görünümüdür. Ekonominin yasadışı olan tüm bu bölümlerine marjinal sektör, kayıtdışı sektör veya informal sektör dendiğini duymuşsunuzdur. Ekonomik ve sosyal gelişmesinde değişik türden sorunlar olan bazı ülkelerde kamu yöneticileri ile kayıtdışı ekonomi arasında tespiti pek de kolay olmayan ilişkiler gelişir. Adam kayırma, rüşvet, kendi yakınlarına kamu kaynaklarını talan ettirme gibi eylemler, kayıtdışının (yasadışı kentin) kamu ile içiçe geçmişliğini gösteren sadece birkaç örnektir. Bu konuda uluslar arası bir örgüt olan Transparency International’ın kayıtlarını Internet’ten inceleyebilir (http://www.transparency.org) ve kayıtdışılık konusunda hangi ülkelerin başı çektiğini orada görebilirsiniz. Bir seçenek söyleyiş olarak informal ekonomi de diyebileceğimiz kayıtdışılık, azgelişmiş ülkelerde ülke ekonomisinin yaklaşık yüzde 50’sine ulaşabilmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise ayrı bir ekonomik sektöre veya kent mekânlarında yerine getirilen ayrı bir “karanlık” sosyal ilişkiler ağına (kentsel kayıtdışılık ağına) denk düşmektedir. Türü ve niceliği ne olursa olsun, kayıtdışılığın bir diğer bağlantısının güncel siyaset olduğu kolayca bilinir. Özetle; kentteki kayıtdışılığın boyutları, o kentin vizyonunun (veya vizyonsuzluğunun) ve dolayısıyla o kentin geleceğinin belirlenmesinde son derece etkili olur. Kayıtdışına geçit verdikçe kenti yasadışılığa biraz daha itmiş oluyoruz. Sosyal göç Genelde “yasadışı kent” olarak özetlediğim informal (kayıtdışı) kent ekonomisi ve mekân olarak kent ilişkilerine baktığımızda tanıdık tespitler görüyoruz. Bunların bazıları, yasadışılığın nedenlerini oluştururken, kimileri sonuç olarak ortaya çıkıyor. Pek çok sosyal ve ekonomik olayda olduğu gibi, sonuçlar daha sonraki (gelecekteki) olayların nedenleri arasında yer alıyor. Önemli olan, herhangi bir anda kentin zaman kesitini aldığınızda, yasadışı kenti oluşturan kaynak (gerçek) nedenleri, görünür nedenlerden ayırabilmek. Tabii ki, devamında kaynak sorunların üzerine giderek yasadışılığı yok edebilmek. Artık kayıtdışı ekonominin ana kaynağının, sosyal göç olduğu konusunda kimsenin kuşkusu kalmadı, sanırım. Kırdan kente, Doğu’dan Batı’ya, karadan denize, azgelişmişten çokgelişmişe doğru oluşan sosyal göç, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ülkenin birincil kaynak sorunları arasında yer aldı. Ne yazık ki, bu konuya müdahale etmesi gerekenler, oy derdi ile “kıllarını bile kıpırdatmadılar”. Sosyal göç, ilerleyen yıllarda kendini ülkede açık ve gizli işsizlik olarak ifade etti. Göçle gelen yoksul insanlar, kendilerine kent sokaklarında yeni bir ekonomik yaşam ürettiler. Bunların bazıları, işgal ettikleri kamu ve özel arazilere yaptıkları gecekondulara tapu alarak zenginleşme yolunda hayli mesafe katettiler. Şimdi o gecekonduların pek çoğunun yerinde çok katlı apartmanlar var. Sosyal göçmenlerin bazılarını ise Kurtlar Vadisi türünde TV dizilerinde mafya tiplemeleriyle hatırlamaya devam ediyoruz. Ve tabii ki, iş bu kadarla kalmadı; yıllarca kandırılarak, yanıltılarak oyları değişik siyasi partilere aktarılan göçmenler, sonunda kendileri siyasetin içinde yer alarak siyasal erke ortak oldular. 1990’lara gelindiğinde kır, kenti teslim aldı. Bugün sosyal ve ekonomik kurumların pek çoğunda yer alan eksiklik, zayıflık ve geriye gidişin altında göç sosyal gerçeğinin olduğundan hiç kuşkumuz olmaması gerek. Böyle olmayabilirdi. Batı’da gerçekleştiği gibi (tüm olumsuzluklara rağmen) ilerletici bir sosyal durum oluşması için ülke sanayisinin kırdan gelen göçü emmesi gerekirdi. Ama ne yazık ki, göçün başladığı ve yoğunlaştığı yıllarda ülke sanayisi gerekli olgunlukta değildi. Eğer olsaydı; Almanya’da, Hollanda’da, Belçika’da veya Fransa’da gördüğümüz “yabancı göçmen görünümünün” ülkemizde de oluşması gerekirdi. Avrupa ekonomisi, göç eden kırın yoksul insanlarını dönüştürdü ve kendine yeni türden bir kentli yurttaş tipi yarattı. Bizim kentlerimiz bunu yaratamadı. Avrupa’da yaşayan Türklerin, eskiden olduğu gibi yoğun biçimde Türkiye’ye gelmedikleri, döviz transfer etmediklerinden söz ve şikayet ediliyor. Bunun nedeni, basit. Çünkü onlar artık Avrupa’lı oldular. Yaşam biçimlerini de Avrupa’lılarınkine uydurdular. Dün dündü, bugün ise bir başka gün. Bugün kentlerimize göz attığımızda işgücünün, üç ayrı kesimde (sanayi, ticaret ve hizmetler olarak) tasnif edildiğini görüyoruz. Sanayi sonrası toplum olarak tanımlanan bilgi toplumunun özellikleri arasında hizmetler kesiminin yüzde 60’ları geçen büyüklüğü dikkati çeker. İlginç bir biçimde bizim kentlerimizde görünen durum da budur. Ama ne yazık ki, hizmetler kesiminin bu büyüklüğü, bilgi toplumu aşamasına geçtiğimizden değil, sosyal göçle gelen insanların hizmetler kesimini gizli işsiz olarak şişirmelerindendir. Sosyal göç ve bunun kentteki etkileri (kayıtdışı ekonomiye yansıları), bugün de sürüyor. Göç sürüyor Göç sürüyor ama insanları kente iten veya kentten onları çeken faktörlerde de değişiklikler oldu. Kentte açık ve gizli işsizliğin yüksek oranlarda olması bir yana; formal “yasaiçi” iş alanlarındaki ücretlerin cazibesini yitirmesi ile kayıtdışı iş alanları yeni çekim merkezleri haline geldi. Göç sonrasında hemşeri-hısım-akraba ilişkileri ağında yerlerini alabilen göçmenler, daha yüksek gelir tabakalarına geçebilmek için gerekli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Bu noktada ilginç bir anımı özetlemek isterim. Geçtiğimiz seçimlerden birisinde aday olmak isteyen bir kişi ile görüşmemizde “Neden falanca bölgeden aday olmuyorsun?” diye sorduğumda, bir hemşerisinin tamamen farklı görüşteki bir başka partiden o bölgede aday olmasını bana gerekçe göstermişti. O zaman fark ettim ki, o kişi için (ve daha pek çokları için tabii) hemşeri olmak, siyasi görüşün çok önünde yer alıyor. İşte bu ve benzer nedenlerle hemşeri-akaraba ilişkilerinde yer almak, kayıtdışı sektörlerde yükselebilmek için en etkili mekânizmalardan birisini oluşturuyor. Balkan ülkelerinden birisine yaptığım seyahat sırasında devletin mafyaya karşı zora dayanan bir savaş açtığını, çok sayıda mafya şef ve üyesinin yok edildiğini öğrenmiştim. Daha sonraki değerlendirmelerde bürokrasi ve mafyanın entegrasyonunundan söz eden tartışmalar dinlemiştim. Bir anlamda bürokrasi, mafyalaşarak devletin gücünün başka mafya unsurları tarafından kullanılmasına izin vermiyordu. Kentteki kayıtdışı / informal ekonomik ilişkilerde de benzer gelişmeler oluyor. Göçün ilk aşamalarında kayıtdışı sektörlerde iş yapmak kolay iken (kayıtdışı iş alanlarına giriş-çıkış kolaylığı varken) sonraki dönemlerde bu, mümkün olmuyor. Daha önce informal sektöre girenler, elde ettikleri rantı paylaşmak istemediklerinden yeni girişlere izin vermiyorlar. Bu konuda bazı işlerin sadece belli bölge, yöre veya illerden göç etmiş kişiler tarafından yapılması, tespiti doğrulamaktadır. Ülkemizdeki göçü tanımlarken bir noktaya dikkat etmek gerekir. Batı’da endüstrileşme sürecinde sanayi, tarım işçisini talep etmiştir. Bir anlamda kent, kır işçisini kendine çekmiş ve kentli olarak dönüştürmüştür. Bizim durumumuzda ise kır, insanları kente itiyor. Bu nedenle sıklıkla belirttiğim gibi; kentin sorunlarını çözmek isteyen anlayış, öncelikle ve kaçınılmaz biçimde kırın sorunlarını çözmek zorundadır. Bütünü algılamak Her kentte değişik fonksiyonları yerine getiren kamu birimleri var. Ama sanırım, kente bir bütün olarak bakabilecek bir mekânizma yok. Eğer bunu merkezi idarenin yerel temsilcileri olan üst düzey devlet memurları veya yerel yönetimlerin yüksek yöneticileri yapacaklarsa, bu bakışı bugüne kadar gerçekleştiremedikleri ortada. Kamu yönetimi, kenti bir bütün olarak algılayamıyor, bu nedenle bütünsel çözümler de geliştiremiyor. Kentteki kamusal yönetim, orman yerine tek tek ağaçları görmeye devam ettiği sürece kentin boşluklarında, karanlık köşelerinde yasadışılık yaşamaya devam edecektir. |
|
| Gürcan Banger © 2006 |
Ana Sayfa •
Özgeçmiş •
Çalışmalar •
Haber Var •
Günün Konusu •
İletişim •
Bağlantılar
Graphic Design by Round the Bend Wizards |
|
|
|