G ü r c a n   B a n g e r

Ne kapı vardır giresi
Ne yemek vardır yiyesi
Ne ışık vardır göresi
Dün olmuştur gündüzleri.

Yunus Emre (1240-1320) : Türk halk şairi ve mutasavvıfı

Geçmişi Yok Ediyorlar...

Ülkemizin tarihi geçmiş olarak en zengin bölgelerinden birisinde yaşıyoruz. Eskişehir, adındaki eski ibaresine karşın yeni sayılabilecek bir kenttir. Buna karşılık ilin tamamı açısından bu bölgedeki yerleşimin geçmişi MÖ 10000’li yıllara dayanıyor. Tarih öncesi yerleşimler olan höyüklerde yapılan (ne yazık ki) az sayıdaki bilimsel kazı ve yüzey araştırması ile dahi bu bilgiye erişebiliyoruz.

Höyükler özellikle tarih öncesi çağların aydınlatılması bakımından, değerli ve önemli kültürel varlıklardır. Ama bir diğer gerçek daha var ki; Eskişehir, prehistorik höyüklerin en çok tahrip edildiği illerin başında gelmektedir.

Ülkemizde defineciler tarafından yapılan kaçak kazıların ve yasa dışı antika arayıcılığının büyük boyutlara ulaştığı bilinmektedir. Metal arama detektörlerinin gazete ilanı ile satıldığı Türkiye’de “hazine bulma ve çabuk zengin olma” hedefiyle edinilen malum detektör sayısı köylerdeki traktör sayısını geçmiştir.

Uzmanların belirttiğine göre sayıları 60000’i bulan tahripkâr definecilerden tarihi sit alanı ve eserlerimizin kurtulması mümkün olamamaktadır. Neredeyse köy başına 1-2 defineci düşmektedir. Bu kaçak mezar kazıcıları arasında son derece gelişmiş teknik donanım kullananlar olduğunu bilmekteyiz.

Arkeoloji ve kültür varlıkları konusunda yetkili uzman arkadaşlarımızla yaptığımız gezilerde veya literatür araştırmalarında görüyoruz ki, tahrip edilmemiş tek bir höyük bile yoktur. 200’e yakın bilinen höyük bulunan ilimizde ancak 5-6 tanesinde bilimsel kazı yapıldığını düşünürseniz, arkeoloji alanının kaçak mezar kazıcılarına terk edilmiş olduğunu kolayca kavrarsınız.

Höyüklerin ilginç bir yaşam öyküsü vardır. Örneğin 10000 yıl önce Eski Taş Çağı’nda insanlar bir alanda yerleşim gerçekleştirdikten sonra, gelen Yeni Taş Çağı ile insanlar o yerleşimi yeniden yapılandırmışlardır. Daha sonra bu höyük, sırayla Bakır Taş Çağı’nda, Tunç Çağı’nda ve Demir Çağı’nda da yeni yerleşimler amacıyla (muhtemelen) kullanılmıştır. Böylece höyükte tabakalaşmalar oluşmakta ve her tabaka bir çağı temsil etmektedir. Bu tabakalarda bulunan çakmak taşı veya obsidienden yapılmış taş aletler, kemik ve ağaçtan mamul araçlar, çanak çömlek malzemesi o çağlar konusunda ayırt edici bilgiler edinmemizi sağlamaktadır. Kaçak kazı yapan defineciler, altın vb türünde para eden değerli eserler bulma (beyhude) ümidiyle höyüğü tahrip ettiklerinden (eserlerin kırılıp birbirine karışması ile) söz konusu tarihi bilgilere de erişmek mümkün olmamaktadır.

Sanmayınız ki; höyükleri ve (eski mezarlar olan) tümülüsleri yalnız defineciler yok ediyor. Bu konuda en başarılı (!) olanlar arasında kamu kuruluşlarının özel bir yeri vardır. Su veya kanalizasyon borusu geçirmek, karayolu yapmak, elektrik direği dikmek, gerilim hattı geçirmek için sit alanlarına ve höyüklere verilen tahribatın haddi hesabı yoktur.

Ne yazık ki; tarihi ve kültür varlıklarımızın talan edilmesi konusunda toplumumuzda da bir duyarsızlık hüküm sürmektedir. Bazen küçük bir konuda bardakta fırtınalar yaratan görsel ve yazılı basınımız, tarihi ve kültürel tahribat konusunun farkında bile değildir.

Gerçi, belki de haklı olarak; “kültürel konularda duyarlılık göstersen kaç sayar” diyen okuyucular da olacaktır! Öyle ya; Eskişehir Arkeoloji Müzesi konusunda yerel basında pek çok yazı kaleme alınmasına rağmen hâlâ ciddi bir gelişme olmadığını görmek bu konuda samimi insanları üzmeye devam ediyor.

Tarihi ve kültürel varlıklarımız neredeyse gözümüzün önünde yok ediliyor, bizler seyretmeye devam ediyoruz...

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image