Araf’ın 2 Ekim’i
Her deneyim
deneyende kalıyor.
Taşınmıyor
yaşananlar o derin suya.
Yaşam ve ölüm nerede, belli değil.
Her yüzde bellek yitirmenin bir hayat gailesi.
Şiddetle muhtemel ki; hiçbiri,
yüzü derin suda yıkamanın hayali değil.
Öğrendim ki,
iki hakkım var.
Biri hürriyet ve diğeri ölüm.
Hürriyeti seçsem,
seçmiyor o beni.
Ölüm ise seçilmeye izin vermiyor.
Üçüncü bir şansım olsaydı eğer
doğrusu yaşamayı isterdim.
Belki ona da ya aklım yetmezdi
ya da şu kıssanın kısası günüm.
Bilmem kaçıncı senesindeyim
bir hayalî romanın.
Sanırım; zamanı geldi artık bir isim koymanın.
Olsa olsa
“Mukaddime” demek yakışır.
Bu romanın girizgâhı toprak olmuş
akıbeti ise hiç belli değil.
Nasihat satıcılığı idi
bana verilmiş görev.
Gezmediğim sokak kalmadı,
uğramadığım ev.
Çok sattım, az kazandım.
Ölümün
yaşamla başladığını dar zamanda kavradım.
Ölümün kolay,
yaşamın zor olduğunu söylerler.
Hâlbuki
yaşadıkça biriktirilir ölüm.
Uzun olan kolaydır,
kısa olan için ise çok yaşanmalıdır.
Hayat, ağaç gibidir.
Yükseldikçe inatla
köklerini derine salar.
Ve sağlamlaştıkça ki ağaç;
ölüm, onurla ayakta yaşar.
Kısa olsun bu kez sözüm.
Yarın benim doğum günüm.
Belki yaşadığıma üzülenlerin,
belki de öldüğüme sevineceklerin bir gün,
- sevgiyle paylaşılanlar katkı payı -
bedelini ödemeye başlayacağım bir kez daha
bugünden sonraki günün.