G ü r c a n   B a n g e r

Aklı başında insanların direnci, istek ve heveslerini gönüllerinde
hapsetmek sanatindan başka bir şey değildir.

François de la Rochefoucauld (1613-1680) : Fransız yazar

Ekonomi Sıkışıyor mu?

Son zamanlarda ekonomide işlerin iyiye gitmediğini söyleyenlerin ‘kehanetleri’ her gün bir kez daha doğrulanıyor. Bugün uygulanmakta olan politikalarla orta ve uzun vadenin aydınlık olmadığını söyleyenlere ben de katılıyorum. İktidarın, mevcut olan ‘yüksek faiz – düşük kur’ politikası dışında bir B planının olmadığını da zaman zaman yazıyorum. İlginç biçimde; içte ve dıştaki olumsuz ekonomik gelişmelerin etkisinin siyasete yansıması da beklenir olmaya başladı. Eğer bu iktidarın ayağı takılırsa, bunda ekonomik başarısızlıklar ile politik iktisat öngörüsüzlüğünün ve IMF-DB programlarına aşırı bağımlılığın ciddi katkıları olacak.

Özetle; şöyle bir manzara var. 2006’dan bu yana büyüme yavaşladı; enflasyon yeniden pazarın gündemine geldi; işsizliğin artmaya başladığına dair işaretler var; kişi başına gelirin arttığı ifade edilse de gelir dağılımında düzelmeyi henüz göremedik; cari açık gibi olumsuz olan bazı makro ekonomik göstergeler bu yönelimlerini sürdürme konusunda ‘ısrarlılar’.

Türkiye gibi ekonomilerin temel sorunu; yetersiz tasarruf ile mevcut sermayenin istihdam ve katma değer yaratacak biçimde ekonomiye dâhil olmamasıdır. Yabancı sermaye hayranlığı ile çığırtkanlığının yüksek boyutlara varmasının arka planı budur. Yüksek faiz politikası ile bir yandan yabancı sermaye ihtiyacı karşılanmaya çalışılırken, bir yandan da enflasyon baskı altına alınmaya çalışılıyor. Yüksek faiz politikası ile yabancı sermaye için güvence anlamına gelen siyasal istikrar devam ettiği sürece – türü ne olursa olsun – yabancı sermaye girişi sürecektir. Dolayısıyla ‘yüksek faiz – düşük kur’ politikasında ısrar edilirse, kısa vadede Türkiye, Dünyada yaşanan likidite sorununu nispeten daha az hissedebilir. Bu ‘nispiliğin’ düzeyini ve az hissetmenin süresini ise ancak yaşayarak görmek mümkün olacak.

Artık herkes nasıl bir ekonomik sarmal yaşadığımızı öğrendi. Faiz oranı düşürüldüğünde; yabancı sermaye girişinin düşme riski var. Keza enflasyonun olumsuz yönde etkilenmesi de bir başka ihtimal. Faiz oranı düşürülmezse; bu kez sanayici ve ihracatçı sektörler bundan (yüksek faizden ve düşük kurdan) olumsuz etkileniyorlar.

Diğer yandan birim ihracat içinde ithalatın oranının artmakta olduğu da bir başka gerçek. Böylece ülke içinde yaratılan katma değer miktarı düşüyor. İhracat artsa da, buna bağlı olarak ithalat da arttığından, ekonomideki dış kaynaklı katma değer büyümeyi ve değişimi sağlayacak oranda artmıyor. Yüzde 70-85 arasında ithalat içeren ihracata dayalı politikalar, ekonomik büyüme konusunda beklenen sonuçları yaratamıyor.

‘Yüksek faiz – düşük kur’ politikası, başlangıçta cazip ama değiştirmek gerektiğinde kurtulması hiç de kolay olmayan bir yaklaşım. Bu sarmaldan kurtulmanın yollarından birisi, mal ve hizmet ihracı aracılığı ile yüksek (ve yükselen) katma değer sağlayıp bunun ekonomide yeniden yatırıma ve üretkenliğe dönmesi.

Sarmaldan kurtulmanın uygulamalı yolu ise işletmeleri geliştirip yeniden yapılandırarak yüksek katma değerli ihracata yönlendirmek. Türkiye’de olduğu gibi ekonomik işletmelerin, geleneksellikten (dar – küçük – niteliksiz – atıl – yeterince yapılanmamış özelliklerinden) kurtarılması ve teşvik edilmesinde kamuya önemli görevler düşmektedir. Bunun için mikro ekonomik politikaları ve bağlı uygulamaları devreye sokmak gerekir. Ne yazık ki; bu ülkede bunları görmek şu ana kadar ‘nasip’ olmadı.

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image