G ü r c a n   B a n g e r

Hiç kimse zamanın eskittiği düşüncelerle kendi kuşağını
yönetmekte başarılı olamaz.

W. Wilson (1856-1924) ABD'li devlet adamı

Arne Naess

Bu yazıda ülkemizde çevreciler dışında yeterince tanınmayan bir isim olan Arne Naess’ten ve felsefesinden söz etmek istiyorum.

Arne Deke Elde Naess, 12 Ocak 2009 pazartesi günü öldü. Naess, 20’inci yüzyılın en seçkin düşünürlerinden birisiydi. 96 yaşında ölen Norveçli düşünür, derin ekoloji adı verilen akımın kurucusu olarak kabul ediliyordu. Çağımızın çevrebilimi konusundaki en yetkin isimlerinden birisi olan Naess, Oslo Üniversitesi’nde profesörlük unvanı ile en genç yaşta onurlandırılmış kişi olarak biliniyordu.

Naess, derin ekoloji (derin çevrebilim) kavramından ilk kez 1973 yılında kaleme aldığı “Sığ ve Derin, Uzun Erimli Çevrebilim Hareketi” isimli makalesinde söz etmişti. Bu makale ile derin ekoloji olarak anılan çevreci anlayışın temellerini attı.

Derin ekoloji, ekozofi adı da verilen ekolojik felsefenin bir dalıdır. Bu düşünce akımı, insan türünü doğal yaşam çevresinin bütünlüğü içinde ele alır. Derin ekoloji, Naess’e kadar olan dönemden farklı olarak insan dışı canlı türlerine özel bir önem verir. Çevre sistemlerini ve yaşam ortamlarındaki sistemleri, ilk elde gözümüze çarpan çevreci ve yeşilci hareketlere oranla daha derinlemesine değerlendirir.

Naess ile başlayıp başka düşünürler tarafından geliştirilmeye devam eden derin ekoloji, yeni bir çevre ahlakının oluşmasına yol açmıştır. Bu düşünce akımı, insanlar gibi diğer canlıların da yaşamda var olma ve varlıklarını sürdürme hakkını öne sürer. Naess, kendi felsefesini yaşamküre adaleti olarak da isimlendiriyor.

Naess’in çevrebilimine neden derin sıfatını kullanarak yaklaştığı merak edilebilir. Onun kendi düşünce sistemini derin olarak adlandırmasındaki anlayış, gerçekten yaşam ve çevre hakkında ‘derin sorular’ sormak istemesinden kaynaklanır. Neden ve nasıl diye başlayan bu sorular, onun yaklaşımının basit anlamda çevreci akımlardan ayrılmasını sağlar.

Derin ekoloji ekseninde yer alan pek çok radikal yazar ve düşünür, yaşamın tümüyle insan odaklı hale getirilmesine karşı çıkarlar. Bu düşünce akımının radika kanadının temel tezlerinden birisi, mevcut tüm canlıların yaşam hakkı ve sürdürülebilirliği konusunda eşit tutulması hususudur. Bu açıdan radikal derin ekolojistler, Darwinist teorinin en önemli ‘görünür’ iddialarından birisi olan canlıların en gelişmiş olan türünün insan olduğu konusundaki aşırı odaklanmaya itiraz ederler.

Bu radikal tutumu bir yana bırakırsak; derin ekolojinin öne sürdüğü önemli tezlerden birisi, bugün yaşanan yaşam çevresi sorunlarının büyük ölçüde, modernist yaşam tarzından kaynaklandığıdır. Kapitalizmin sürekli körüklediği aşırı tüketim güdüsü dikkate alındığında; bu yaklaşıma hak vermek biraz daha kolaylaşır. Ama bu arada aşırı tüketim düşüncesinin sadece kapitalizme özgü olmadığını, yakın veya karşıt başka akımların da yaşamın iyileştirilmesine böyle baktığını itiraf etmek gerekir.

Derin ekoloji, aynı zamanda bir yaşamsal vizyondan da –belki de ütopya demek gerekir– söz eder. Bu çerçevede modern uygarlığın bizi getirdiği aşırı tüketim modelinin, yeni bir uygarlık modeli ile aşılabileceği aşılabileceği hayali dile getirilir.

Birkaç gün önce yitirdiğimiz Arne Naess’in bize ilettiği en önemli mesajın, yaşamın sadece insanlardan meydana gelmediği ama doğal çevremizdeki her canlının var olma ve sürdürebilme hakkının bulunduğu olduğunu belirtmeliyim. Kentlerimizdeki yaşam çevresine de böyle bakmamız gerekmez mi?

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image