G ü r c a n   B a n g e r

Alışkanlık bir halata benzer.
Biz, hergün onu oluşturan ince iplerden birini dokuruz ve
sonunda onu bir daha koparamayız.

Horace Mann (1796-1839) ABD'li eğitimci

McChesney

Robert W. McChesney, iletişim alanında çalışan bir profesör, yazar, eylemci ve gazeteci. Çalışmaları özel olarak iletişimin tarihi ve ekonomi politiği üzerine yoğunlaşmış. Demokratik ve kapitalist toplumlarda medyanın rolü ise ağırlıkla işlediği konulardan birisini oluşturuyor. Yazarlığını veya editörlüğünü yaptığı 16 kitabı ve çok sayıda makalesi bulunan McChesney, halen ABD’de Illinois Üniversitesi’nde iletişim bölümünde görev yapıyor. Kalkedon Yayınları arasında 2006 yılında Türkçe olarak yayınlanmış “Medyanın Sorunları / 21. Yüzyılda İletişim Politikaları” isimli bir kitabını tespit edebildim.

Bir makalesinde medya reformu ile ilgili olarak ifade ettiği iki önerme, kendisinin bu konuya bakışını özetliyor. Birincisi; medya, modern demokrasilerde birincil düzeyde sosyal, ekonomik, politik ve kültürel fonksiyonları yerine getirmektedir. İkincisi; Medyanın sahiplik, yönetim, düzenleme ve teşvik konularındaki örgütlenme yaklaşımı, medyanın içeriğini belirleyen ana belirleyicidir.

McChesney’in yaklaşımını özetlersek yaşamın her alanını etkileyebilen medya, kendi içsel tercihlerini toplumun tamamına yaymaktadır. Dolayısıyla medyanın siyasal ve ideolojik seçimleri, bir süre sonra toplumda kendine yer bulabilmektedir. Çağın bir diğer önemli düşünürü Noam Chomsky de “Medyanın sahibi özel sektör olabilir ama denetimi halk tarafından yapılmalıdır” derken bu gerçeği ifade ediyor. Düşünsel anlamda bağımsız denetim kurullarının varlığı bu fikirden kaynaklanmakla birlikte; RTÜK gibi ‘devlet’ adına bu denetimi yapacağı varsayılan kurulların yeterince etkili, tarafsız ve fonksiyonel olduğunu söylemek zor.

McChesney’e dönelim. İletişimci yazar, 2001 yılında yayınladığı “Global Media, Neoliberalism ve Imperialism (Küresel Medya, Neoliberalizm ve Emperyalizm)” isimli çalışmasında sıklıkla ele aldığı neo–liberalizm konusunda özetle şunları söylüyor: “Neoliberalizm sadece ekonomik bir akım değildir. Aynı zamanda bir siyasal teoridir. Bu teori ile mevcut ekonomik sistemin varlığının ve sürdürülebilirliğinin sağlanması, temsili demokrasi sayesinde mümkündür. Başta çalışanların durumları olmak üzere yüksek depolitizasyon ve örgütsüzlük ortamlarında daha da başarılı olur.”

Bu konuyu medyaya şöyle bağlar: “Neoliberal proje açısından medyanın önemi bu noktada ortaya çıkar. Mevcut medya sistemi, baskıya ve zora başvurulmadan var olan ekonomik düzenin ve egemenliğin sürdürülmesine uygun bir siyasal kültür ve ortam oluşturur.”

Neo veya klasik; liberalizm, sözcük anlamı olarak içinde ‘özgürlük’ kavramını taşır. Ekonomik anlamda pazara giriş – çıkış serbestisi ile tüketicilerin mal ve hizmetleri seçebilme özgürlüğünü ifade eder. Sosyal ve siyasal anlamda ise kişi ve kuruluşların düşünce ve kimliklerini özgürce ifade edebilmelerini ve seçtikleri yaşam modelini –başkalarının sınırlarını ihlal etmeksizin– özgürce uygulayabilmelerini anlatır. Kavramın görünen –hatta özlenen– yüzü budur.

Ama sürecin gerçekten böyle işleyip işlemediği ciddi bir sorudur. Çoğu durumda özgürlüklerin kullanımının, gerçekte bazı özgürlüklerden vazgeçme anlamına geldiği fark edilmez bile. Kimi zaman toplumun bazı kesimlerinin daha özgür olması adına başka sosyal toplulukların özgürlüklerinin kısıtlandığı, daraltıldığı, hatta düpedüz yok edildiği izlediğimiz durumlar arasındadır. Özgürlüklerin gaspında kullanılan araçlardan birisinin ‘anti-demokratik medya’ olduğunu iyi tespit etmemiz gerekiyor. Günümüzde demokrasi ve özgürlük mücadelesinin en önemli adımlarından birisini medyanın halkı manipüle etmesine karşı durmak oluşturuyor. Bu alan, üzerinde düşünmeye ve bu amaçlı yapılanmalar ve programlar geliştirmeye değer önemdedir.

 
Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image