G ü r c a n   B a n g e r

Herkesin istediğini yapabileceği bir yerde,
hiç kimse istediğini yapamaz.

F. D. Roosevelt (1882-1945) ABD'li devlet adamı

İnandığım Ama Kanıtlayamadığım...

Orijinal adı “What We Believe But Cannot Prove” olan kitabın ilk baskısı 2005 yılında Edge Foundation tarafından yapılmış. NTV Yayınları tarafından Türkçe olarak –Mayıs 2007’de- “Kanıtı Olmayan Gerçekler” ismiyle yayınlanmasından bu yana 2 yıl geçmiş. Kitapçı raflarında görmüştüm ama nedense ya elim gitmemişti almaya ya da yeterince ilgimi çekmemişti.

Editörlüğünü John Borckman’ın yaptığı kitapta zihinsel yetkinlikleriyle farklılaşmış 100 kişiye “Doğruluğuna inandığınız ama kanıtlayamadığınız gerçek nedir?” diye sorulmuş. Bu kişilerin verdikleri cevaplar kitabı oluşturuyor. Her cevabın başında soru sorulan kişinin kariyeri ve başarıları kısaca özetleniyor.

Örneğin ABD’li ünlü bir fizikçi olan Kenneth W. Ford, cümlelerine “Galaksimizde bir yerlerde mikrobiyal yaşamın var olduğuna inanıyorum” diye başlıyor sözlerine. Bir deneysel fizikçi olan Maria Spiropulu ise “Kanıtlanamayan hiçbir şeyin doğru olmayacağına inanıyorum” şeklinde soruya aykırı bir cevap vererek sürdürüyor sözlerini.

İnanmak deyince muhtemelen yaratılış, yaşam ve ölüm gibi konuları birlikte hatırlıyor olmalıyız ki; İngiliz romancı Ian McEwan’ın girizgâh cümlesi şöyle oluşmuş: “İnandığım ama kanıtlanamayacak olan şey, ölümümden sonra bilincime ait hiçbir şeyin varlığını sürdüremeyeceğidir.”  Dünya yaşamı ile söylediklerini anlamlı buldum: “Buradaki yaşamın kısa; bilinçliliğin ise kör bir sürecin kaza eseri gerçekleşmiş bir ödülü olması, varlığımızı çok daha değerli ve ona karşı sorumluluklarımızı da daha büyük kılıyor.” Varoluşun bir kaza eseri mi yoksa üstün bilinçli bir seçim mi olduğunu tartışacak olanlar vardır; ama yaşamın değeri ve ona karşı sorumluluk vurgusu bence dikkate değer.

Kanımca kitaptaki en önemli düşünsel tezlerden birisi ABD’li teorik fizikçi Paul J. Steinhardt’ın sözleri: “Evrenimizin rastlantısal olmadığına inanıyor ama kanıtlayamıyorum.” Pek çok insanın bu rastlantısal olmayışı, dinî esaslarla açıklamaya çalıştığını biliyoruz. Ama Steinhardt’ın bir bilim insanı olarak okunmaya değer farklı bir yaklaşımı var. Bir matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve romancı olan Rudy Rucker da ilginç bir iddia öne sürüyor: “Farklı bir ‘Çok Sayıda Evren’ teorisi önermek istiyorum.”

Teksas Üniversitesi’nde psikoloji alanında profesör olan David Buss’ın farklı bir cevabı var: “Gerçek aşka inanıyorum” diye başlıyor. Sözlerini şu cümlelerle bitiriyor: “Ama gerçek aşkın güzergâhı çok farklı; haritalanmamış alanlardan geçiyor. Hiçbir engel, hiçbir sınır tanımıyor. Tanımı zor, yakasını modern ölümlere hiç kaptırmıyor, bilimsel açıdan ise bulanık görünüyor. Gerçek aşkın varlığına inanıyorum. Ne var ki kanıtlayamıyorum.” Kanıtı olanlara duyurulur.

Haddimi bilerek; Edge’in sorusunu kendime sordum. Acaba doğruluğuna inandığım fakat kanıtlayamadığım bir düşüncem olabilir mi? Çok eski yıllardan beri aklıma takılan bir soruyu bir mucit, girişimci ve yazar olan Ray Kurzweil’ın da kitapta ifade ettiğini gördüm: “Bilgi iletişiminde ışık hızı sınırı engelini aşmayı başarmanın yollarını bulacağız. 

Benim yaklaşımım şöyleydi: Gece başımı gökyüzüne kaldırdığımda (ya da bir teleskop kullanarak) yıldızları ve bazı diğer gök cisimlerini görebiliyorum. Onları görebildiğim halde onlara ulaşmam mümkün değil. Ömrümün milyonlarcasını üst üste eklesem bile onlara ulaşmam imkan dâhilinde görülmüyor. Bu sorunu yaratan da ışık hızı sınırı gibi görünüyor. Sanırım bu işte (ışık hızı sınırı meselesinde) bir terslik var. Milyonlarca, milyarlarca ‘ışık yılı’ uzağımızdaki varlıklara ulaşılabileceğini inanıyorum ama kanıtlamam mümkün değil.

 
Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image