G ü r c a n B a n g e r
Kadınlar olmasaydı, erkekler ne olurdu? Mark Twain (1835-1910) : Amerikalı yazar |
|
| Ana Sayfa • Özgeçmiş • Çalışmalar • Haber Var • Günün Konusu • İletişim • Bağlantılar | |
Sivil Toplumun GelişmesiBüyük, merkezî ve buyurgan devlet geleneğimiz var. Bu gerçek, bu topraklarda yaşamış neredeyse tüm toplumların bir özelliği olarak görünüyor. Cumhuriyet öncesi kurulmuş olan devlet modellerine baktığımızda da benzer yapıları görüyoruz.Doğu toplumlarında geleneksel devlet, toplumun büyük bölümünü kapatıyor. Devlet dışı yapılara fazlaca yer kalmamış. Örneğin özel girişim bile önceleri loncalar, daha sonra meslek odaları ile devletin sağlam denetimi altına alınmış. Dernek ve vakıflarla ilgili mevzuatın, hemen hemen her dönemde ‘dostlar alışverişte görsün’ anlayışının ötesine geçemediğini fark ediyoruz. Halen geçerli olan ‘sivil toplum mevzuatı’ da aynı sorunlardan muzdarip olmaya devam ediyor. Toplumun; devlet, siyaset ve özel sektör dışında kalan bölümüne ‘sivil toplum’ denildiğini biliyoruz. Devlet ne kadar büyük olursa, sivil topluma o denli az hareket alanı kalıyor. Bir dönem devletin aşırı yaygınlığından siyaset de nasibini almış. Biraz genişleme olmakla birlikte, siyaset için aynı sıkışıklık sürmeye devam ediyor. Hatta kimi zaman siyasetin kendisi, devletin hegemonyasını toplumun tüm alanlarına yaygınlaştırma çabası içinde oluyor. Diğer yandan; başta devlet ve onun genel anlamda payandası olan siyaset, sivil topluma nefes alacak yer bırakmıyor. Böylece sivil toplumun somut yansıları olan dernek veya vakıf gibi sivil toplum kuruluşları (STK’lar), ‘oyuncak evleri’ olmanın ötesine geçemiyor. Eskişehir’de çok uzun yıllardır değişik STK’lar olduğunu biliyoruz. Bu yapılar, kimi zaman babadan kalma usullerle de olsa, sivil toplumun gelişmesi için çalışmalar yapmış, yapmaya devam ediyor. 2005 yılı sonlarından bu yana ilimizde sivil toplum felsefesinin gelişmesi için çabalar harcayan “Eskişehir Sivil Yerel Oluşum (ESYO)” iletişim ağı ve kapasite geliştirme platformu var. Bazıları zaman zaman siyaset kategorilerine kaysalar da; başka tematik sivil platformlarının çalışmalarını da biliyoruz. Ama çevremizde sivil toplum felsefesinin görünürlük ve bilinirliğini araştırdığımızda, durumun pek iç açıcı olmadığını görüyoruz. Sivil toplumun toplam etkinliğinin ve görünürlüğünün düşük olmasında, muhtemelen bugüne kadar yapılan çalışmaların faaliyet temelli olmasının etkisi var. STK’lar, üye ve gönüllü sayılarını artırarak kitleselleşme ve gerekli olan kaynakları yaratma için girişimci olmamışlar. Yapılan faaliyetler sınırlı çevrelerde (marjinal) olarak kalmış, yaygın olarak duyurulamamış. Halkın faaliyetlere yaygın katılımının olmaması, STK yöneticilerinin sorumluluğu olarak görülme yerine, vatandaşların duyarsızlığı olarak algılanmış ve yansıtılmış. En önemli unsurlardan birisi olarak STK’lar ve bunların yöneticileri, kendi içlerine dönüp kendi iç sorunları (hatta birbirleri) ile boğuşmaktan, dışa dönük yayılım çalışmaları yapmayı akıllarına getirmemişler. Yukarıda saydığım (ve bunlara eklenebilecek diğer) sorunlar, STK’ların toplumda bir güç olarak varlıklarını geliştirmelerine engel olmuş. Bir sivil güç haline dönüşemeyen sivil toplum felsefesi ise kendi istek ve beklentilerinin yönetim kademelerine yansımasını gerçekleştirememiş. Bugün STK’lar ile sivil ağ ve platformların önündeki görev, sivil toplum felsefesinin bilinirliğinin artırılmasıdır. Sivil toplum etkinliklerinin toplumun daha büyük kesimlerini içine katmaya başlaması ile STK’ların önünde de yeni ufuklar açılacaktır. Bugün sivil toplum çalışmalarını başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin bir ‘komplosu veya oyunu’ olarak algılayan kesimler var. Bir bağımlılık ilişkisi haline dönüşmüş örnekler için bir şey söylemem mümkün değil. Ama sivil toplum, şu küresel kuruluş veya bu uluslararası vakıftan karşılıksız hibe alma çalışması değildir. Bu toplumun, saldırılara en açık kesiminin kendisini bir sivil güç olarak ifade etme mücadelesidir. Yurttaşların özgür bireyler olarak kendi hukuklarını koruma ve geliştirme çabalarıdır. Sivil toplum çalışması, asla devletin makro görevlerini ikame etmez. Sivil toplum anlayışı, siyaseti kendi dışında tutar ama siyaset gerçeğini bir sosyal kurum olarak reddetmez. Özetle; Dünyanın ve Türkiye’nin gerçeklerini bir arada ve doğru bakış açısından görmemiz gerekir. |
|
| Gürcan Banger © 2006 |
Ana Sayfa •
Özgeçmiş •
Çalışmalar •
Haber Var •
Günün Konusu •
İletişim •
Bağlantılar
Graphic Design by Round the Bend Wizards |
|
|
|