G ü r c a n B a n g e r
Beni bir paspastan ya da bir fahişeden ayırt eden Rebecca West (1892-1983) : İngiliz yazar ve eleştirmen |
|
| Ana Sayfa • Özgeçmiş • Çalışmalar • Haber Var • Günün Konusu • İletişim • Bağlantılar | |
Dünya Özürlüler GünüBugün 3 Aralık. Dünya Özürlüler Günü. Doğuştan, bir kaza sonucu veya uzun süren bir hastalık sonrasında oluşan bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yeteneklerin yitirilmesi durumu ‘özürlülük’ olarak tanımlanıyor.Türkçe’de ‘engellilik, sakatlık ve özürlülük’, aynı anlama gelmek üzere kullanılan sözcükler gibi görünüyor. Basit gibi görünen bu durum, soruna yaklaşılmasında bazı karışıklıklara da neden oluyor. Örneğin sakatlık kavramı, hasta veya bedeninde eksik bir organ bulunması veya bir organın kaybedilmiş olması durumunu anlatmakta. Diğer yandan engellilik ise günlük yaşamda eğitim, ulaşım veya fiziksel mekânlardan yararlanma gibi bazı olanaklara ve servislere erişememeyi ve bir engeli olanların bu durumlarının dikkate alınmamasını ifade etmekte. Dolayısıyla ‘özürlü’ kavramının arkasında bedensel sorunlardan kaynaklanan sakatlık denebilecek medikal bir durum olabildiği gibi, toplumun veya devletin yarattığı sosyal (hukuksal, kültürel, ekonomik vb) engeller de olabilmekte. Kaynağı ne olursa olsun; özürlülük, toplumun ciddi bir bölümü için yaşamsal sorun adaletsizliği yaratıyor. Özürlülerin; sağlık, eğitim, istihdam, sosyal güvenlik ve sosyal yaşama tam katılım gibi konularda fırsat eşitsizlikleri yaşadıkları gün gibi ortada. Bu durum, yapılan bilimsel araştırmalarla da doğrulanıyor. Vereceğim yaklaşık değerlere dikkat ediniz. Erişebildiğim istatistiklere göre Türkiye’de yaklaşık 7,5 - 8 milyon dolayında özürlü vatandaş yaşamakta. Bunların üçte biri okuma-yazma bilmemekte. Yine ancak üçte biri ilkokul mezunu iken, yanız yüzde 2’si bir üniversite veya yüksek okulu bitirebilmiş. Bu birkaç sayısal değer bile özürlüler için eğitim alanındaki erişim zorluklarını ifade etmeye yeterli. Özürlü vatandaşların bir bölümünün destek hizmetleri ile yaşamlarını sürdürebildiklerini biliyoruz. Türkiye’de özürlülerin ancak yüzde 6’sı bakım ve rehabilitasyon (iyileştirme) hizmetlerinden yararlanabiliyor. Diğer yandan meslek kursu, aile rehberliği ve danışmanlık hizmetlerinden ve sosyal – kültürel desteklerden yararlanamayanların oranı yüzde 99’u buluyor. Bu gerçek, pek çok özürlünün, kendilerine yardımcı olan aile bireylerinin yokluğunda yaşamlarının ne denli zorlaşacağını ifade etmesi açısından düşündürücü. Az sayıda kamu binasında bedensel özürlüler için yapılmış özel yolları veya asansörleri görmüşsünüzdür. Ama işin gerçeğine indiğimizde; özürlülerin yüzde 70’inin yaşadığı cadde, sokak, yol veya binalarda kişisel engeline bağlı bir düzenleme olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla günlük yaşam, özürlünün yaşam hak ve özgürlüğüne sahip bir vatandaş olduğunu dikkate almıyor. Genel anlamda yöneticiler, karar vericiler, tasarımcılar, mimarlar, mühendisler veya plancılar için özürlülük bir sosyal faktör olarak değer taşımıyor desek yanılmış olmayız. Özürlülerin durumunun yasal, sosyal ve ekonomik güvence altına alınması amacıyla hazırlanan 5378 sayılı Özürlüler Yasası, 1 Temmuz 2005 tarihinde TBMM’nde kabul edilmiş ve Cumhurbaşkanı tarafından onaylanıp Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiş. Ama bilindiği gibi; bir sorunla ilgili bir yasa çıkarılması, konunun kâğıt üzerinde ele alınmasından öteye geçmiyor. Bugün pek çok yasa var ki; varlıklarını hatırlayan olduğundan kuşkuluyum. Bir konunun yasal bir zemine oturtulması önemlidir; ama ondan daha önemlisi, sorunu çözebilmek üzere adım atmak ve süreci kesintisiz biçimde yönetebilmekte. Özürlülük konusu; başta aileleri yakmakla birlikte devlet ve sivil toplum açısından üst düzeyde önemi olan bir sorun. Özürlülük gerçeği; görünen bir sorun olarak, halledilmesi gereken pek çok kaynak soruna işaret etmesi açısından kendisini doğru anlamamızı ve çözüm amacıyla ciddiyetle yaklaşmamızı bekliyor. |
|
| Gürcan Banger © 2006 |
Ana Sayfa •
Özgeçmiş •
Çalışmalar •
Haber Var •
Günün Konusu •
İletişim •
Bağlantılar
Graphic Design by Round the Bend Wizards |
|
|
|