G ü r c a n   B a n g e r

Deneyimin yararsız olduğunun en iyi kanıtı şudur:
Bir aşkın bitmesi, bizi yeni bir aşka başlamaktan alıkoymaz.

Paul Bourget (1852-1935) : Fransız yazar

Ravel ve Eskişehir

Başkalarını bilmem ama benim için köşe yazısı yazmanın en zor olduğu zaman pazar günüdür. Örneğin şu an çalışma odam, Ravel’in Bolero’su bir dinlenme havasına girmiş halde. Ravel, bu ünlü müzik yapıtını 1928 yılında o çağın ünlü dansçısı Ida Rubenstein için yazmış. İnsan kendini bu bale müziğinin akışına bırakıverdiğinde Ida’nın dans ettiği İspanyol içkievinin havasında buluveriyor. İçki ile aram olmasa da; o büyülü ortamın insanı saran havasından pazartesinin gerçekçi yaşam dünyasına dönüvermek kolay olmuyor.

Kendi adıma müzik dinlemeyi, başlı başına yapılması gereken bir eylem olarak görürüm. Aynen ‘sistematik düşünme’ konusunda olduğu gibi… Çalışırken mümkün olduğunca yoğunlaşmayı deniyorum. Yoğun bir çalışma içinde iken müzik dinlemeye çalışmanın, -doğrusu- müziğe haksızlık olduğu kanaatindeyim. Hele dinlenen müzik, bu sanatın zirve noktası sayılabilecek klasik müzik ise kesinlikle bu özel ve nitelikli emek karşısında saygılı ve özenli olmalı.

19’uncu yüzyılda yaşamış ünlü Alman yazarı Heinrich Heine, müzik konusundaki görüşlerini şöyle şekillendiriyor: “Müzik ilginç bir şeydir. Neredeyse bir mucize olduğunu söyleyebilirim. Çünkü düşünce ile olgunun, ruh ile maddenin orta yerindedir. Bir arabulucu gibidir ve birbirleri ile zıt kavramları uzlaştırır.” Katılmamak mümkün değil.

Özel değer verdiğim müzik türlerinden bir diğeri ise tasavvuf müziğidir. Belki de; bu müziğin genelde o ağır havasına rağmen farklı bir ruhsal başkaldırı buluyorum sufi müziğinin tınıları arasında.

Müzikte insanî güzelliği yakalamak, kişinin zihinsel ve duygusal yapısı ile yakından ilgili olmalı. Örneğin yaşamının büyük bölümü askerlik mesleği ile geçmiş, siyaset alanında pek başarılı olduğunu söyleyemeyeceğimiz Amerikalı devlet adamı U. S. Grant müzik hakkında şöyle der: “Yalnızca iki melodi bilirim; bunlardan bir tanesi, ‘Yankee Doodle’dır, diğeri ise değildir.” (Yankee Doodle, ABD’de bir eyalette ulusal marş olarak kabul edilen ve iyi bilinen, hamasi ve tarihi bir şarkıdır.)

Klasik müzikten başlayıp konuyu devlet adamlığına getirmişken; geçtiğimiz hafta izlediğim , kamu yöneticilerinin de katıldığı bir etkinlikten söz etmek isterim. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından koordine edilen ve çeşitli kuruluşların katıldığı KOBİF isimli etkinlik geçen hafta perşembe ve cuma günleri Anemon Otel’de gerçekleşti. Etkinlikte; açılış konuşmaları yanında atölye, panel ve küçük ölçekli bir fuar yer aldı.

Eskişehir Valisi Kadir Çalışıcı’nın konuşması, kendisinin katıldığı ve benim izleyebildiğim etkinliklerin çoğunda olduğu gibi irticalen idi. Dinlenmesi kolay bir konuşma yapmayı tercih eden Çalışıcı’nın sözlerindeki iki nokta benim açımdan ilginçti. Vali, bir ara konuyu Osmanlı tarihine getirerek imparatorluğun yabancı bankerlerden borç para alacak bir duruma düştüğünden söz etti. Bu sözler, zihnimde bu sıralar okumakta olduğum A. Cihan ve İ. Doğan’ın “Osmanlı Toplum Yapısı ve Sivil Toplum” isimli kitabı ile çakışıverdi. Yabancı bankerlerden borç alma noktasına gelen Osmanlı’nın, bu durumuna neden olanların başında yine devletin kendisi gelmiyor muydu? Medrese sistemini yenileyemeyen, o ana kadar her şeyi denetlemeye çalışıp ekonomik anlamda iç dinamiklerin canlanmasına izin vermeyen ve yeni mülkiyet sistemini bir vizyon geliştirerek oluşturamayan devletin kendisi değil miydi? Tabii ki; bu sözlerim, Çalışıcı’ya değil. Sadece bir iç sorgulama.

Eskişehir Valisi’nin açılış konuşmasındaki bir diğer vurgusu, devletin özel sektörün gelişmesine getirdiği mevzuat ve bürokrasi türündeki diğer engeller idi. Gerçekten devletin, özel girişimin (hatta kamusal girişimin) önüne pek çok zaman ‘mevzuat hazretlerini’ diktiğini bilmeyen yoktur. Girişimci ve yatırımcı, çoğu zaman mevzuat ve bürokrasi ile mücadele etmekten yorgun düşer.

Bir noktayı merak ediyorum. Çalışıcı’nın konuşmasındaki sözleri, bundan sonra Eskişehir’de devletin, girişim ve yatırımların önündeki engelleri elden geldiğince azaltacağı anlamına mı yorumlanmalıdır? Vali’nin ‘girişimcinin ve yatırımcının önündeki engellerin kolaylaştırılmasını ima eden’ sözlerini, (tabii ki yasalar çerçevesinde) bu ilde görev yapan tüm kamu yöneticileri de kendi adlarına tekrar ederler mi? Yerel kamu birimlerimiz, Eskişehir’in önünde duran mevzuat ve bürokrasi sorunlarının aşılması yönünde merkezî yönetim nezdinde daha girişimci ve atılımcı olacak mıdır? Benimkisi, merak işte…

Gürcan Banger © 2006 Ana SayfaÖzgeçmişÇalışmalarHaber VarGünün KonusuİletişimBağlantılar

Graphic Design by Round the Bend Wizards

footer image footer image